Nevevi 40 hadis

40 HADİS

Yazar: İmam’ı NEVEVİ

Mütercim: İkrami BERKER

متن الأربعين النووية من الأحاديث الصحيحة النبوية
بسم الله الرحمن الرحيم
الحديث الأول
" إنما الأعمال بالنيات "
عَنْ أَمِيرِ الْمُؤْمِنِينَ أَبِي حَفْصٍ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: سَمِعْت رَسُولَ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم يَقُولُ: " إنَّمَا الْأَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ، وَإِنَّمَا لِكُلِّ امْرِئٍ مَا نَوَى، فَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ إلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ فَهِجْرَتُهُ إلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ، وَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ لِدُنْيَا يُصِيبُهَا أَوْ امْرَأَةٍ يَنْكِحُهَا فَهِجْرَتُهُ إلَى مَا هَاجَرَ إلَيْهِ" .
رَوَاهُ إِمَامَا الْمُحَدِّثِينَ أَبُو عَبْدِ اللهِ مُحَمَّدُ بنُ إِسْمَاعِيل بن إِبْرَاهِيم بن الْمُغِيرَة بن بَرْدِزبَه الْبُخَارِيُّ الْجُعْفِيُّ [رقم:1]، وَأَبُو الْحُسَيْنِ مُسْلِمٌ بنُ الْحَجَّاج بن مُسْلِم الْقُشَيْرِيُّ النَّيْسَابُورِيُّ [رقم:1907] رَضِيَ اللهُ عَنْهُمَا فِي "صَحِيحَيْهِمَا" اللذِينِ هُمَا أَصَحُّ الْكُتُبِ الْمُصَنَّفَةِ.
AMELLER NİYETLERE GÖREDİR
1- Müminlerin emîri Ebu Hafs Ömer ibni Hattab radıyallahu anh, den:
Resulüllah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinledim, dedi:
“Yapılan işler niyetlere göre değerlenir. Herkes yaptığı işin karşılığını niyetine göre alır. Kimin niyeti Allah’a ve Resulüne varmak, onlara hicret etmekse, eline geçecek sevap da Allah’a ve Resulüne hicret sevabıdır. Kim de elde edeceği bir dünyalığa veya evleneceği bir kadına kavuşmak için yola çıkmışsa, onun hicreti de hicret ettiği şeye göre değerlenir.”
Bu hadis-i şerifi, her biri Hadis imamı olan Ebu Abdullah Muhammed b. İsmail b. İbrahim b. el-Mugire b. Berdizbe el-Buhari el-Cu'fi: 1
Ebü'l-hüseyn Müslim b. el-Haccac el-Kuşeyri En-Nisaburi: 1907 rivayet etmiştir.

الحديث الثاني
"مجىء جبريل ليعلم المسلمين أمر دينهم"

عَنْ عُمَرَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ أَيْضًا قَالَ: " بَيْنَمَا نَحْنُ جُلُوسٌ عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم ذَاتَ يَوْمٍ، إذْ طَلَعَ عَلَيْنَا رَجُلٌ شَدِيدُ بَيَاضِ الثِّيَابِ، شَدِيدُ سَوَادِ الشَّعْرِ، لَا يُرَى عَلَيْهِ أَثَرُ السَّفَرِ، وَلَا يَعْرِفُهُ مِنَّا أَحَدٌ. حَتَّى جَلَسَ إلَى النَّبِيِّ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم . فَأَسْنَدَ رُكْبَتَيْهِ إلَى رُكْبَتَيْهِ، وَوَضَعَ كَفَّيْهِ عَلَى فَخْذَيْهِ، وَقَالَ: يَا مُحَمَّدُ أَخْبِرْنِي عَنْ الْإِسْلَامِ. فَقَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم الْإِسْلَامُ أَنْ تَشْهَدَ أَنْ لَا إلَهَ إلَّا اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ، وَتُقِيمَ الصَّلَاةَ، وَتُؤْتِيَ الزَّكَاةَ، وَتَصُومَ رَمَضَانَ، وَتَحُجَّ الْبَيْتَ إنْ اسْتَطَعْت إلَيْهِ سَبِيلًا. قَالَ: صَدَقْت . فَعَجِبْنَا لَهُ يَسْأَلُهُ وَيُصَدِّقُهُ! قَالَ: فَأَخْبِرْنِي عَنْ الْإِيمَانِ. قَالَ: أَنْ تُؤْمِنَ بِاَللَّهِ وَمَلَائِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ، وَتُؤْمِنَ بِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَشَرِّهِ. قَالَ: صَدَقْت. قَالَ: فَأَخْبِرْنِي عَنْ الْإِحْسَانِ. قَالَ: أَنْ تَعْبُدَ اللَّهَ كَأَنَّك تَرَاهُ، فَإِنْ لَمْ تَكُنْ تَرَاهُ فَإِنَّهُ يَرَاك. قَالَ: فَأَخْبِرْنِي عَنْ السَّاعَةِ. قَالَ: مَا الْمَسْئُولُ عَنْهَا بِأَعْلَمَ مِنْ السَّائِلِ. قَالَ: فَأَخْبِرْنِي عَنْ أَمَارَاتِهَا؟ قَالَ: أَنْ تَلِدَ الْأَمَةُ رَبَّتَهَا، وَأَنْ تَرَى الْحُفَاةَ الْعُرَاةَ الْعَالَةَ رِعَاءَ الشَّاءِ يَتَطَاوَلُونَ فِي الْبُنْيَانِ. ثُمَّ انْطَلَقَ، فَلَبِثْنَا مَلِيًّا، ثُمَّ قَالَ: يَا عُمَرُ أَتَدْرِي مَنْ السَّائِلُ؟. قَلَتْ: اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ. قَالَ: فَإِنَّهُ جِبْرِيلُ أَتَاكُمْ يُعَلِّمُكُمْ دِينَكُمْ ". رَوَاهُ مُسْلِمٌ [رقم:8] .

CEBRAİL’İN MÜSLÜMANLARA DİNİNİ ÖĞRETMEK İÇİN GELMESİ
2- Ömer ibni Hattab radıyallahu anh rivayet etti. Dedi ki:
Bir gün Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’ in yanında bulun¬duğumuz bir sırada aniden yanımıza, elbisesi bembeyaz, saçı simsiyah bir zat çıkageldi. Üzerinde yolculuk eseri görülmüyor; bizden de kendisini kimse tanımıyordu. Doğru Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’ın yanı¬na oturdu ve dizlerini onun dizlerine dayadı. Ellerini de uylukları üzeri¬ne koydu. Ve:
«Ya Muhammed! Bana İslam’ın ne olduğunu haber ver.» dedi. Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem:
«İslam: Allah’tan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in de Allah'ın Re¬sulü olduğuna şehadet etmen; namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ra¬mazan orucunu tutman ve yol (külfetleri) cihetine gücün yeterse Beyti hacc etmendir.» buyurdu. O zat:
«Doğru söyledin.» dedi. Ömer radıyallahu anh dedi ki:
«Biz buna hayret ettik. Hem soruyor hem de tasdik ediyordu.
«Bana imandan haber ver!» dedi. Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’:
«Allah'a, Allah'ın Meleklerine, kitaplarına, Peygamberlerine ve ahiret gününe inanman, bir de kadere; hayrına şerrine inanmandır.» buyurdu.
O zât (yine):
«Doğru söyledin.» dedi. (Bu sefer):
«Bana ihsandan haber ver!» dedi. Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’:
«Allah'a: Onu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Çünkü her ne ka¬dar sen Onu görmüyorsan da O seni muhakkak görür.» buyurdu.
O zât:
«Bana kıyametten haber ver.» dedi. Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’:
, «Bu meselede sorulan sorandan daha âlim değildir.*» buyurdular.
«O halde bana onun alâmetlerinden bari haber ver!» dedi. Peygam¬ber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’:
«Cariyenin kendi sahibesini doğurması ve yalın ayak, çıplak, yoksul koyun çobanlarının bina yapmakta birbirleriyle yarış ettiklerini görmendir.» buyurdu.
Bundan sonra o zât gitti. Ben hayli bir müddet (bekledim) durdum. Nihayet Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’ bana:
«Ya "Ömer! O sual soran zatın kim olduğunu biliyor musun?» dedi. .
«Allah ve Resulü bilir." dedim.
«Gerçekten o Cibril'di. Size dininizi öğretmeğe gelmiş.» buyurdular.

Müslim: 8

الحديث الثالث
"بني الإسلام على خمس"

عَنْ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا قَالَ: سَمِعْت رَسُولَ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم يَقُولُ: " بُنِيَ الْإِسْلَامُ عَلَى خَمْسٍ: شَهَادَةِ أَنْ لَا إلَهَ إلَّا اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ، وَإِقَامِ الصَّلَاةِ، وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ، وَحَجِّ الْبَيْتِ، وَصَوْمِ رَمَضَانَ".
رَوَاهُ الْبُخَارِيُّ [رقم:8]، وَمُسْلِمٌ [رقم:16].

İSLAM BEŞ TEMEL ESAS ÜZEREDİR
3- Ebu Abdurrahman Abdullah İbni Ömer İbni Hattab radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre, Resulüllah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinlediğini söylemiştir:

"İslam beş temel esas üzerine kurulmuştur: Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in Resulüllah olduğuna şehadet etmek, Namazı dosdoğru kılmak,, zekâtı vermek, beytullah’ı (kebeyi) hacc etmek ve ramazan orucu tutmaktır.

Buhari: 8, Müslim: 16

الحديث الرابع
"إن أحدكم يجمع في بطن أمه"
عَنْ أَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ مَسْعُودٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: حَدَّثَنَا رَسُولُ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم -وَهُوَ الصَّادِقُ الْمَصْدُوقُ-: "إنَّ أَحَدَكُمْ يُجْمَعُ خَلْقُهُ فِي بَطْنِ أُمِّهِ أَرْبَعِينَ يَوْمًا نُطْفَةً، ثُمَّ يَكُونُ عَلَقَةً مِثْلَ ذَلِكَ، ثُمَّ يَكُونُ مُضْغَةً مِثْلَ ذَلِكَ، ثُمَّ يُرْسَلُ إلَيْهِ الْمَلَكُ فَيَنْفُخُ فِيهِ الرُّوحَ، وَيُؤْمَرُ بِأَرْبَعِ كَلِمَاتٍ: بِكَتْبِ رِزْقِهِ، وَأَجَلِهِ، وَعَمَلِهِ، وَشَقِيٍّ أَمْ سَعِيدٍ؛ فَوَاَللَّهِ الَّذِي لَا إلَهَ غَيْرُهُ إنَّ أَحَدَكُمْ لَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ الْجَنَّةِ حَتَّى مَا يَكُونُ بَيْنَهُ وَبَيْنَهَا إلَّا ذِرَاعٌ فَيَسْبِقُ عَلَيْهِ الْكِتَابُ فَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ النَّارِ فَيَدْخُلُهَا. وَإِنَّ أَحَدَكُمْ لَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ النَّارِ حَتَّى مَا يَكُونُ بَيْنَهُ وَبَيْنَهَا إلَّا ذِرَاعٌ فَيَسْبِقُ عَلَيْهِ الْكِتَابُ فَيَعْمَلُ بِعَمَلِ أَهْلِ الْجَنَّةِ فَيَدْخُلُهَا".
رَوَاهُ الْبُخَارِيُّ [رقم:3208]، وَمُسْلِمٌ [رقم:2643].

İNSANIN ANA KARNINDA YARATILMASI KEYFİYETİ
4- Ebu Abdurrahman Abdullah ibni Mesut radıyallahu anh den:
Bize Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem —Ki sadık ve masduk'dur__şöyle buyurdular:
«Şüphesiz sizden birinizin teşekkülâtı annesinin karnında kırk günde toplanır. Sonra orada o kadar bir müddet de bir pıhtı olur. Sonra o kadar müddet de orada bir et parçası hâline gelir. Sonra melek gönderilir ve ken¬disine ruh üfürülür. Meleğe dört kelime emr olunur: Rızkını, ecelini, ame¬lîni ve şaki yahut said olacağını yazması Kendinden başka ilâh olmayan Allah'a yemin ederim ki : Sizden biriniz cennetliklerin yaptığını yapar, hatta cennetle kendisi arasında bir arşından başka mesafe kalmaz, fakat kitap onu geçmiş bulunur da, cehennemliklerin yaptığını yapar ve cehen¬neme girer. Ve yine muhakkak ki, sizden biriniz cehennemliklerin yaptığını yapar, hatta cehennemle kendisi arasında bir arşından fazla mesafe kal¬maz. Fakat kitap onu geçmiş olur da, cennetliklerin yaptığını yapar ve cen¬nete girer.»

Buhari: 3208, Müslim: 2643

الحديث الخامس
" من أحدث في أمرنا هذا ما ليس منه فهو رد"

عَنْ أُمِّ الْمُؤْمِنِينَ أُمِّ عَبْدِ اللَّهِ عَائِشَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهَا، قَالَتْ: قَالَ: رَسُولُ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم "مَنْ أَحْدَثَ فِي أَمْرِنَا هَذَا مَا لَيْسَ مِنْهُ فَهُوَ رَدٌّ". رَوَاهُ الْبُخَارِيُّ [رقم:2697]، وَمُسْلِمٌ [رقم:1718].
وَفِي رِوَايَةٍ لِمُسْلِمٍ:"مَنْ عَمِلَ عَمَلًا لَيْسَ عَلَيْهِ أَمْرُنَا فَهُوَ رَدٌّ" .

DİNİMİZDE OLMAYAN ŞEYİ İCAT ETMEK REDDOLUNMUŞTUR
5- Müminlerin annesi Ümmü Abdullah Âişe radıyallahu anhâ’dan;
Resulüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
«Her kim bizim şu dinimizde ondan olmayan bir şey icat ederse o (icat) merduddur.»
Müslim’in bir başka rivayetinde ise:
«Her kim bizim dinimizde olmayan bir amel islerse o merduddur.» buyurmuşlardır.

Buhari: 2697, Müslim: 1718

الحديث السادس
"إن الحلال بين وإن الحرام بين"

عَنْ أَبِي عَبْدِ اللَّهِ النُّعْمَانِ بْنِ بَشِيرٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا، قَالَ: سَمِعْت رَسُولَ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم يَقُولُ: "إنَّ الْحَلَالَ بَيِّنٌ، وَإِنَّ الْحَرَامَ بَيِّنٌ، وَبَيْنَهُمَا أُمُورٌ مُشْتَبِهَاتٌ لَا يَعْلَمُهُنَّ كَثِيرٌ مِنْ النَّاسِ، فَمَنْ اتَّقَى الشُّبُهَاتِ فَقْد اسْتَبْرَأَ لِدِينِهِ وَعِرْضِهِ، وَمَنْ وَقَعَ فِي الشُّبُهَاتِ وَقَعَ فِي الْحَرَامِ، كَالرَّاعِي يَرْعَى حَوْلَ الْحِمَى يُوشِكُ أَنْ يَرْتَعَ فِيهِ، أَلَا وَإِنَّ لِكُلِّ مَلِكٍ حِمًى، أَلَّا وَإِنَّ حِمَى اللَّهِ مَحَارِمُهُ، أَلَّا وَإِنَّ فِي الْجَسَدِ مُضْغَةً إذَا صَلَحَتْ صَلَحَ الْجَسَدُ كُلُّهُ، وَإذَا فَسَدَتْ فَسَدَ الْجَسَدُ كُلُّهُ، أَلَا وَهِيَ الْقَلْبُ".
رَوَاهُ الْبُخَارِيُّ [رقم:52]، وَمُسْلِمٌ [رقم:1599].

HARAM VE HELAL AÇIKANMIŞTIR
6- Numan b. Beşir' radıyallahu anh’ den: dedi ki;
Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i şöyle buyururken işittim:
«Şüphesiz helal aşikâr, haram da aşikârdır; ama 'aralarında bir takım şüpheli şeyler vardır ki, onları insanlardan birçoğu bilmez. Bu şüp¬helerden kim korunursa dini ve ırzı için beraat almıştır. Her kim bu şüp¬helere düşerse harama konar. Korunan bir yerin etrafında hayvan otlatan çobanın hayvanlarını oraya kaçırması yakıncacık olduğu gibi.
Dikkat edin! Her hükümdarın bir mahrûresi vardır. Dikkat edin! Allah'ın mahrûresi de haram kıldığı şeylerdir. Dikkat edin! Bedende bir et parçası vardır ki, bu parça düzgün olursa bütün beden düzgün olur; bozuk olursa bütün beden bozulur. Dikkat edin! O da kalptir.»

Buhari: 52, Müslim: 1599

الحديث السابع
"الدين النصيحة"

عَنْ أَبِي رُقَيَّةَ تَمِيمِ بْنِ أَوْسٍ الدَّارِيِّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ أَنَّ النَّبِيَّ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قَالَ: "الدِّينُ النَّصِيحَةُ. قُلْنَا: لِمَنْ؟ قَالَ لِلَّهِ، وَلِكِتَابِهِ، وَلِرَسُولِهِ، وَلِأَئِمَّةِ الْمُسْلِمِينَ وَعَامَّتِهِمْ" .
رَوَاهُ مُسْلِمٌ [رقم: 55].

DİN NASİHATTİR
7- Ebu Rukeyye Temim evsi ed Darî' radıyallahu anh rivayet etti ki, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem:
«Din nasihattir.» buyurmuşlar. (Râvi diyor ki)
«Kime?» dedik.
«Allah'a, kitabına, resulüne, Müslümanların imamlarına ve bilumum Müslümanlara.» buyurdular.

Müslim: 55
الحديث الثامن
"أمرت أن أقاتل الناس"

عَنْ ابْنِ عُمَرَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قَالَ: "أُمِرْت أَنْ أُقَاتِلَ النَّاسَ حَتَّى يَشْهَدُوا أَنْ لَا إلَهَ إلَّا اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ، وَيُقِيمُوا الصَّلَاةَ، وَيُؤْتُوا الزَّكَاةَ؛ فَإِذَا فَعَلُوا ذَلِكَ عَصَمُوا مِنِّي دِمَاءَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ إلَّا بِحَقِّ الْإِسْلَامِ، وَحِسَابُهُمْ عَلَى اللَّهِ تَعَالَى" .
رَوَاهُ الْبُخَارِيُّ [رقم:25]، وَمُسْلِمٌ [رقم:22].

CİHADA MEMUR OLDUM
8- İbni Ömer Radıyallahu anhüma rivayet ediyor.
Resulüllah Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
«Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in Resulüllah olduğuna şehadet, namazı ikame ve zekâtı eda edinceye kadar insanlarla cihad etmeye memur oldum. Bunları yaptılar mı canlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. Ancak İslam’ın haklarından bir hak karşılığı olursa o başka! (Bâtıni) hesapları da Allah'a kalmıştır.

Buhari: 25, Müslim: 22

الحديث التاسع
"ما نهيتكم عنه فاجتنبوه"
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ صَخْرٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: سَمِعْت رَسُولَ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم يَقُولُ: "مَا نَهَيْتُكُمْ عَنْهُ فَاجْتَنِبُوهُ، وَمَا أَمَرْتُكُمْ بِهِ فَأْتُوا مِنْهُ مَا اسْتَطَعْتُمْ، فَإِنَّمَا أَهْلَكَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ كَثْرَةُ مَسَائِلِهِمْ وَاخْتِلَافُهُمْ عَلَى أَنْبِيَائِهِمْ ".
رَوَاهُ الْبُخَارِيُّ [رقم:7288]، وَمُسْلِمٌ [رقم:1337].

NE EMREDERSEM ONU YAPIN
9- Ebu Hüreyre radıyallahu anh şöyle demiştir:
«Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem işittim şöyle buyurdu:
Ben size bir şey emrettim mi ondan gücünüzün yettiği kadarını yapın! Bir şeyden sizi men ettim mi onu derhal bırakın! Sizden önce ge¬çenler ancak çok sual sormaları ve Peygamberleri hakkında ihtilâfa düş¬meleri sebebiyle helak olmuşlardır.

Buhari: 7288, Müslim: 1337

الحديث العاشر
"إن الله طيب لا يقبل إلا طيبا"
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم "إنَّ اللَّهَ طَيِّبٌ لَا يَقْبَلُ إلَّا طَيِّبًا، وَإِنَّ اللَّهَ أَمَرَ الْمُؤْمِنِينَ بِمَا أَمَرَ بِهِ الْمُرْسَلِينَ فَقَالَ تَعَالَى: "يَا أَيُّهَا الرُّسُلُ كُلُوا مِنْ الطَّيِّبَاتِ وَاعْمَلُوا صَالِحًا"، وَقَالَ تَعَالَى: "يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ" ثُمَّ ذَكَرَ الرَّجُلَ يُطِيلُ السَّفَرَ أَشْعَثَ أَغْبَرَ يَمُدُّ يَدَيْهِ إلَى السَّمَاءِ: يَا رَبِّ! يَا رَبِّ! وَمَطْعَمُهُ حَرَامٌ، وَمَشْرَبُهُ حَرَامٌ، وَمَلْبَسُهُ حَرَامٌ، وَغُذِّيَ بِالْحَرَامِ، فَأَنَّى يُسْتَجَابُ لَهُ؟".
رَوَاهُ مُسْلِمٌ [رقم:1015].

ALLAH, TAYYİB’DİR TAYYİB’DEN BAŞKASINI KABUL ETMEZ
10- Ebu Hüreyre radıyallahu anh şöyle demiştir:
Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
«Ey İnsanlar! Şüphesiz ki Allah, Tayyib’dir. Tayyib’den başka bir şey kabul etmez. Allah, müminlere ve Resullere emrettiği şeyleri emir ederek: (Ey Resuller! Helâl olan şeylerden yiyin ve Salih amellerde bulunun. Çünkü ben. Sizin yaptıklarını pekâlâ bilirim.) Başka bir ayette: (Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların helâl hoş olanlarından yiyin.) buyurmuştur. dedi.
Sonra şunları söyledi: Bir kimse (Hak yolunda) uzun sefere çıkar, saç¬ları dağılmış, toza toprağa bulanmış bir hâlde ellerini semaya uzatarak: Ya Rabbi, ya Rabbi! diye dua eder. Hâlbuki yediği haram, içtiği haram, giydiği haram (hâsılı) kendisi haramla beslenmiş olursa böylesinin duası nasıl kabul edilir?»

Müslim: 1015

الحديث الحادي عشر
" دع ما يريبك إلى ما لا يريبك"

عَنْ أَبِي مُحَمَّدٍ الْحَسَنِ بْنِ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طَالِبٍ سِبْطِ رَسُولِ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم وَرَيْحَانَتِهِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا، قَالَ: حَفِظْت مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم "دَعْ مَا يُرِيبُك إلَى مَا لَا يُرِيبُك".
رَوَاهُ التِّرْمِذِيُّ [رقم:2520]، وَالنَّسَائِيّ [رقم: 5711]، وَقَالَ التِّرْمِذِيُّ: حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ.

ŞÜPHELI OLANI BIRAK
11- Ebu Muhammed Hasan b. Ali b. Ebu Talib radıyallahu anhuman’ dan:
Demiştir ki; Rasulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’ den şunu ezberledim; buyudular ki: “Şüpheli olanı bırak şüphesiz olana bak.

Tirmizi: 2520, Nesai: 5711

Tirmizi: Bu had is hasen sahihtir, der.

الحديث الثاني عشر
"من حسن إسلام المرء"
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم "مِنْ حُسْنِ إسْلَامِ الْمَرْءِ تَرْكُهُ مَا لَا يَعْنِيهِ".
حَدِيثٌ حَسَنٌ، رَوَاهُ التِّرْمِذِيُّ [رقم: 2318] ، ابن ماجه [رقم:3976].

KİŞİNİN MÜSLÜMANLIĞININ GÜZELLİĞİ

12- Ebu Hüreyre Radıyallahu anh’ den
Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu, demiştir:
“İnsanın (dini ve dünyası bakımından) ihtiyaç duymadığı şeyleri terk etmesi onun Müslümanlığının güzelliklerindendir.”

Tirmizi: 2318, İbni Mace: 3676

الحديث الثالث عشر
"لا يؤمن أحدكم حتى يحب لأخيه ما يحب لنفسه"

عَنْ أَبِي حَمْزَةَ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ خَادِمِ رَسُولِ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم عَنْ النَّبِيِّ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قَالَ: "لَا يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لِأَخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ".
رَوَاهُ الْبُخَارِيُّ [رقم:13]، وَمُسْلِمٌ [رقم:45].

NEFSİ İÇİN İSTEDİĞİNİ DİN KARDEŞİ İÇİN DE İSTEMEK
13- Resulüllah’ın Sallallahu Aleyhi ve Sellem’ in hizmetçisi, Ebu Hamza Enes b. Malik radıyallahu anh’ten,
Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem: bu¬yurdular ki;
«Sizden hiç biriniz kendi nefsi için istediğini dinî kardeşi için de istemedikçe (kamil manada) iman etmiş olamaz.»
Buhari: 13, Müslim: 45
الحديث الرابع عشر
" لا يحل دم امريء مسلم إلا بإحدى ثلاث"

عَنْ ابْنِ مَسْعُودٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم "لَا يَحِلُّ دَمُ امْرِئٍ مُسْلِمٍ [ يشهد أن لا إله إلا الله، وأني رسول الله] إلَّا بِإِحْدَى ثَلَاثٍ: الثَّيِّبُ الزَّانِي، وَالنَّفْسُ بِالنَّفْسِ، وَالتَّارِكُ لِدِينِهِ الْمُفَارِقُ لِلْجَمَاعَةِ".
رَوَاهُ الْبُخَارِيُّ [رقم:6878]، وَمُسْلِمٌ [رقم:1676].

MÜSLÜMANIN KANI MÜSLÜMANA HELAL DEĞİLDİR
14- İbni Mesud radıyallahu anh den şöyle demiştir:
Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
Allah'tan başka ilah olmadığına ve benim Resulüllah olduğuma şehadet eden Müslüman bir kimsenin kanı ancak üç şeyden biri ile helâl olur:
1- Zina eden seyyib,
2- Cana karşı can,
3- Dinini terk edip, cemaatten ayrılan!» buyurdular.

Seyyib: Bekâr olmayan demektir. Bundan murat —hâlen evli olsun olmasın— başından sahih nikâh geçen erkek ve kadındır.

Buhari: 6878, Müslim: 1676

الحديث الخامس عشر
"من كان يؤمن بالله واليوم الآخر فليقل خيرا"
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قَالَ: "مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاَللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَصْمُتْ، وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاَللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَلْيُكْرِمْ جَارَهُ، وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاَللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ".
رَوَاهُ الْبُخَارِيُّ [رقم:6018]، وَمُسْلِمٌ [رقم:47].
,
ALLAH'A VE AHİRET GÜNÜNE İMAN EDEN HAYIR SÖYLESİN
15- Ebu Hüreyre radıyallahu anh den:
Resulü Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdular k;
«Her kim Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsa ya hayır söylesin yahut sussun! Her kim Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsa komşusuna ikram etsin, her kim Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsa misafirine ikram etsin!»
Buhari: 6018, Müslim: 47

الحديث السادس عشر
" لا تغضب"

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ أَنْ رَجُلًا قَالَ لِلنَّبِيِّ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم أَوْصِنِي. قَالَ: لَا تَغْضَبْ، فَرَدَّدَ مِرَارًا، قَالَ: لَا تَغْضَبْ" .
رَوَاهُ الْبُخَارِيُّ [رقم:6116].
ÖFKELENME
16- Ebu Hüreyre radıyallahu anh’den:
Bir adam Rasulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e: bana vasiyet et dedi. Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: “öfkelenme” buyurdu. Adam devamla tekrarladı, Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: “öfkelenme” buyurdu.

Buhari: 6116

الحديث السابع عشر
"إن الله كتب الإحسان على كل شيء"
عَنْ أَبِي يَعْلَى شَدَّادِ بْنِ أَوْسٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قَالَ: "إنَّ اللَّهَ كَتَبَ الْإِحْسَانَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ، فَإِذَا قَتَلْتُمْ فَأَحْسِنُوا الْقِتْلَةَ، وَإِذَا ذَبَحْتُمْ فَأَحْسِنُوا الذِّبْحَةَ، وَلْيُحِدَّ أَحَدُكُمْ شَفْرَتَهُ، وَلْيُرِحْ ذَبِيحَتَهُ".
رَوَاهُ مُسْلِمٌ [رقم:1955].

ALLAH HER ŞEYDE İYİLİĞİ FARZ KILMIŞTIR
17- Şeddad b. Evs radıyallahu anh den:
Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdular ki :
«Şüphesiz Allah her şeyde iyiliği farz kılmıştır. O halde siz öldürdü¬ğünüz vakit, öldürmeyi iyi yapın. Kestiğiniz zaman da kesmeyi iyi bece¬rin. Her biriniz bıçağını bilesin. Ve kestiği hayvana rahat versin!»

Müslim: 1955
الحديث الثامن عشر
"اتق الله حيثما كنت"

عَنْ أَبِي ذَرٍّ جُنْدَبِ بْنِ جُنَادَةَ، وَأَبِي عَبْدِ الرَّحْمَنِ مُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا، عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قَالَ: "اتَّقِ اللَّهَ حَيْثُمَا كُنْت، وَأَتْبِعْ السَّيِّئَةَ الْحَسَنَةَ تَمْحُهَا، وَخَالِقْ النَّاسَ بِخُلُقٍ حَسَنٍ" .
رَوَاهُ التِّرْمِذِيُّ [رقم:1987] وَقَالَ: حَدِيثٌ حَسَنٌ، وَفِي بَعْضِ النُّسَخِ: حَسَنٌ صَحِيحٌ.

NEREDE OLURSAN OL ALLAH’TAN KORK
18- Ebu Zerr radıyallahu anh’den rivayete göre,
Resulüllah Sailallahü Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
“Nerede olursan ol Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle yaşa, işlediğin bir günahın arkasından hemen bir sevap işle ki onu imha edip yok etsin. İnsanlara güzel ahlakla muamele et.”

Tirmizi: 1987
Tirmizi: Bu hadis hasendir, bazı nushalarda da hasen sahihtir, der.

الحديث التاسع عشر
" احفظ الله يحفظك"

عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا قَالَ: "كُنْت خَلْفَ رَسُولِ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم يَوْمًا، فَقَالَ: يَا غُلَامِ! إنِّي أُعَلِّمُك كَلِمَاتٍ: احْفَظْ اللَّهَ يَحْفَظْك، احْفَظْ اللَّهَ تَجِدْهُ تُجَاهَك، إذَا سَأَلْت فَاسْأَلْ اللَّهَ، وَإِذَا اسْتَعَنْت فَاسْتَعِنْ بِاَللَّهِ، وَاعْلَمْ أَنَّ الْأُمَّةَ لَوْ اجْتَمَعَتْ عَلَى أَنْ يَنْفَعُوك بِشَيْءٍ لَمْ يَنْفَعُوك إلَّا بِشَيْءٍ قَدْ كَتَبَهُ اللَّهُ لَك، وَإِنْ اجْتَمَعُوا عَلَى أَنْ يَضُرُّوك بِشَيْءٍ لَمْ يَضُرُّوك إلَّا بِشَيْءٍ قَدْ كَتَبَهُ اللَّهُ عَلَيْك؛ رُفِعَتْ الْأَقْلَامُ، وَجَفَّتْ الصُّحُفُ" . رَوَاهُ التِّرْمِذِيُّ [رقم:2516] وَقَالَ: حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ.
وَفِي رِوَايَةِ غَيْرِ التِّرْمِذِيِّ: "احْفَظْ اللَّهَ تَجِدْهُ أمامك، تَعَرَّفْ إلَى اللَّهِ فِي الرَّخَاءِ يَعْرِفُك فِي الشِّدَّةِ، وَاعْلَمْ أَنَّ مَا أَخْطَأَك لَمْ يَكُنْ لِيُصِيبَك، وَمَا أَصَابَك لَمْ يَكُنْ لِيُخْطِئَك، وَاعْلَمْ أَنَّ النَّصْرَ مَعَ الصَّبْرِ، وَأَنْ الْفَرَجَ مَعَ الْكَرْبِ، وَأَنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا".

ALLAH’IN HAKKINI KORU
19- İbni Abbâs radıyallahu anh’ den, şöyle demiştir;
Bir gün Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in binitinin arkasında idim. Buyurdu ki:
“Ey delikanlı! Sana birkaç kelime öğreteceğim: “Allah’ın hakkını koru (emir ve yasaklarına iyi dikkat ederek yaşa) ki Allah’ta seni gözetip kollasın. Allah’ı hiç hatırından çıkarma ki onu her an karşında bulasın. İsteyeceğinde Allah’tan iste yardım isteyeceğinde Allah’tan yardım iste, bilmiş ol ki tüm insanlar sana bir konuda fayda vermek için bir araya gelseler ancak Allah’ın yazdığı kadarıyla sana faydalı olabilirler. Eğer tüm insanlar sana zarar vermek konusunda birleşip bir araya gelseler ancak Allah’ın sana yazdığı kadarıyla zarar verebilirler. Kader kalemleri kalkmış ve yazılan sahifeler kurumuştur.”

Tirmizi: 2516
Tirmizi Hasen, Sahihtir, der. Tirmizi'den başkasını rivayetine göre ise şöyle buyrulmuştur.

Allah'ı gözet ki, O'nu önünde bulasın. Geniş zamanında Allah'a kendini sevdir ki, O da seni sıkıntı zamanında tanısın (sevsin). Bilmiş ol ki, (takdir-i İlâhi'ye göre) başına gelmeyecek olan şeyin sana isabet edeceği yok. Ve sana isabet edecek olan şeyden de senin kurtulacağın yok. Bilmiş ol ki, nüsret (-ı İlahiyle) sabır ile, küşâyiş-i kalb de gam ve gussa ile beraberdir. Her güçlükle berâber bir kolaylık vardır

الحديث العشرون
"إذا لم تستح فاصنع ما شئت"
عَنْ ابْنِ مَسْعُودٍ عُقْبَةَ بْنِ عَمْرٍو الْأَنْصَارِيِّ الْبَدْرِيِّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم "إنَّ مِمَّا أَدْرَكَ النَّاسُ مِنْ كَلَامِ النُّبُوَّةِ الْأُولَى: إذَا لَمْ تَسْتَحِ فَاصْنَعْ مَا شِئْت" .
رَوَاهُ الْبُخَارِيُّ [رقم:3483].
UTANMADIKTAN SONRA DİLEDİĞİNİ YAP
20- Ebû Mes'ûd Ukbe b. Amr el-Ensâri el-Bedri radıyallahu anh’ 'den:
Demiştir ki, Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’ Hazretleri şöyle buyurdu: "Utanmadıktan sonra dilediğini yap" sözü, ilk nübüvvet zamanlarından nâsın hatırında kalan sözlerdendir.
Buhari: 3483

الحديث الحادي والعشرون
"قل آمنت بالله ثم استقم"
عَنْ أَبِي عَمْرٍو وَقِيلَ: أَبِي عَمْرَةَ سُفْيَانَ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: "قُلْت: يَا رَسُولَ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم! قُلْ لِي فِي الْإِسْلَامِ قَوْلًا لَا أَسْأَلُ عَنْهُ أَحَدًا غَيْرَك؛ قَالَ: قُلْ: آمَنْت بِاَللَّهِ ثُمَّ اسْتَقِمْ" .
رَوَاهُ مُسْلِمٌ [رقم:38].
ALLAH'A İMAN ETTİM DE VE DOSDOĞRU OL
21- Süfyan b. Abdullah es-Sekafi radıyallahu anh şöy¬le demiş:
Dedim ki Ya Resulallah! İslâm hakkında bana öyle bir söz söyle ki, onu senden başka hiç bir kimseye sormayayım. Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem:
«Allah'a iman ettim de ve dosdoğru ol!» buyurdular.

Müslim: 38

الحديث الثاني والعشرون
"أرأيت إذا صليت المكتوبات وصمت رمضان"

عَنْ أَبِي عَبْدِ اللَّهِ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ الْأَنْصَارِيِّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا: "أَنَّ رَجُلًا سَأَلَ رَسُولَ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم فَقَالَ: أَرَأَيْت إذَا صَلَّيْت الْمَكْتُوبَاتِ، وَصُمْت رَمَضَانَ، وَأَحْلَلْت الْحَلَالَ، وَحَرَّمْت الْحَرَامَ، وَلَمْ أَزِدْ عَلَى ذَلِكَ شَيْئًا؛ أَأَدْخُلُ الْجَنَّةَ؟ قَالَ: نَعَمْ".
رَوَاهُ مُسْلِمٌ [رقم:15].

FARZ NAMAZI KILIP, RAMAZAN ORUCUNU TUTMAK
22- Ebu Abdullah Cabir b. Abdullah radıyallahu anh şöy¬le demiş:
Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e bir adam geldi ve:
Ya Resulallah! Ne buyurursun? Farz namazı kıldığım, ramazan orucunu tuttuğum, haramı ha¬ram ve helâli helâl bildiğim zaman ben cennete girer miyim? dedi. Pey¬gamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem;
«Evet» buyurdular.

Müslim: 15

الحديث الثالث والعشرون
"االطهور شطر الإيمان"

عَنْ أَبِي مَالِكٍ الْحَارِثِ بْنِ عَاصِمٍ الْأَشْعَرِيِّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم "الطَّهُورُ شَطْرُ الْإِيمَانِ، وَالْحَمْدُ لِلَّهِ تَمْلَأُ الْمِيزَانَ، وَسُبْحَانَ اللَّهِ وَالْحَمْدُ لِلَّهِ تَمْلَآنِ -أَوْ: تَمْلَأُ- مَا بَيْنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ، وَالصَّلَاةُ نُورٌ، وَالصَّدَقَةُ بُرْهَانٌ، وَالصَّبْرُ ضِيَاءٌ، وَالْقُرْآنُ حُجَّةٌ لَك أَوْ عَلَيْك، كُلُّ النَّاسِ يَغْدُو، فَبَائِعٌ نَفْسَهُ فَمُعْتِقُهَا أَوْ مُوبِقُهَا".
رَوَاهُ مُسْلِمٌ [رقم:223].

TEMİZLİK İMANIN YARISIDIR
23- Ebu Malik Haris b. Asım el Eş’arî’ radıyallahu anh den şöyle rivayet etmiş: Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem:
«Temizlik imanın yarısıdır. Elhamdülillah mizanı doldurur. Suphanallah ve elhamdülillah göklerle yer arasını doldururlar. (Yahut doldurur.) Namaz bir nurdur. Sadaka bir burhandır. Sabır bir ziyadır. Kur'an da se¬nin ya lehine, ya aleyhine bir hüccettir. Bütün insanlar sabahleyin kalkar¬lar, kimisi nefsini satar, kimisi de onu ya azad eder, yahut helak!..» buyurdular.

Müslim: 223

الحديث الرابع والعشرون
"يا عبادي إني حرمت الظلم على نفسي"

عَنْ أَبِي ذَرٍّ الْغِفَارِيِّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ عَنْ النَّبِيِّ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم فِيمَا يَرْوِيهِ عَنْ رَبِّهِ تَبَارَكَ وَتَعَالَى، أَنَّهُ قَالَ: "يَا عِبَادِي: إنِّي حَرَّمْت الظُّلْمَ عَلَى نَفْسِي، وَجَعَلْته بَيْنَكُمْ مُحَرَّمًا؛ فَلَا تَظَالَمُوا. يَا عِبَادِي! كُلُّكُمْ ضَالٌّ إلَّا مَنْ هَدَيْته، فَاسْتَهْدُونِي أَهْدِكُمْ. يَا عِبَادِي! كُلُّكُمْ جَائِعٌ إلَّا مَنْ أَطْعَمْته، فَاسْتَطْعِمُونِي أُطْعِمْكُمْ. يَا عِبَادِي! كُلُّكُمْ عَارٍ إلَّا مَنْ كَسَوْته، فَاسْتَكْسُونِي أَكْسُكُمْ. يَا عِبَادِي! إنَّكُمْ تُخْطِئُونَ بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ، وَأَنَا أَغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا؛ فَاسْتَغْفِرُونِي أَغْفِرْ لَكُمْ. يَا عِبَادِي! إنَّكُمْ لَنْ تَبْلُغُوا ضُرِّي فَتَضُرُّونِي، وَلَنْ تَبْلُغُوا نَفْعِي فَتَنْفَعُونِي. يَا عِبَادِي! لَوْ أَنَّ أَوَّلَكُمْ وَآخِرَكُمْ وَإِنْسَكُمْ وَجِنَّكُمْ كَانُوا عَلَى أَتْقَى قَلْبِ رَجُلٍ وَاحِدٍ مِنْكُمْ، مَا زَادَ ذَلِكَ فِي مُلْكِي شَيْئًا. يَا عِبَادِي! لَوْ أَنَّ أَوَّلَكُمْ وَآخِرَكُمْ وَإِنْسَكُمْ وَجِنَّكُمْ كَانُوا عَلَى أَفْجَرِ قَلْبِ رَجُلٍ وَاحِدٍ مِنْكُمْ، مَا نَقَصَ ذَلِكَ مِنْ مُلْكِي شَيْئًا. يَا عِبَادِي! لَوْ أَنَّ أَوَّلَكُمْ وَآخِرَكُمْ وَإِنْسَكُمْ وَجِنَّكُمْ قَامُوا فِي صَعِيدٍ وَاحِدٍ، فَسَأَلُونِي، فَأَعْطَيْت كُلَّ وَاحِدٍ مَسْأَلَته، مَا نَقَصَ ذَلِكَ مِمَّا عِنْدِي إلَّا كَمَا يَنْقُصُ الْمِخْيَطُ إذَا أُدْخِلَ الْبَحْرَ. يَا عِبَادِي! إنَّمَا هِيَ أَعْمَالُكُمْ أُحْصِيهَا لَكُمْ، ثُمَّ أُوَفِّيكُمْ إيَّاهَا؛ فَمَنْ وَجَدَ خَيْرًا فَلْيَحْمَدْ اللَّهَ، وَمَنْ وَجَدَ غَيْرَ ذَلِكَ فَلَا يَلُومَن إلَّا نَفْسَهُ".
رَوَاهُ مُسْلِمٌ [رقم:2577].

ALLAH ZULMÜ HARAM KILDI
24- Ebu Zerr radıyallahu anh’den Nebî Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Allah Azze ve Celle’den yaptığı rivayette şöyle buyurdu:

«(Allah) Buyurdu ki: Ey kulla¬rım! Ben zulmü kendime haram kıldım. Onu sizin aranızda da haram kıldım. O halde birbirinize zulmetmeyin! Ey kulla¬rım! Hepiniz dalalettesiniz, yalnız benim hidayete erdirdiğim müstesna! O halde benden hidayet dileyin ki, sizi hidayete erdireyim. Ey kullarım! He¬piniz açsınız! Yalnız benim doyurduğum müstesna. O halde benden yiyecek isteyin ki, sizi doyurayım. Ey kullarım! Hepiniz çıplaksınız, yalnız benim giydirdiğim müstesna! O halde benden giyecek isteyin ki, sizi giydireyim. Ey kullarım! Siz gece-gündüz günah işliyorsunuz. Bütün günahları affeden de benim. O halde benden af dileyin ki, sizi affedeyim! Ey kullarım! Sizin bana zarar vermeye elbet gücünüz yetmez ki, zarar veresiniz. Bana fayda vermeye de gücünüz yetmez ki, fayda veresiniz. Ey kullarım! Sizin evveliniz ahiriniz, insiniz cinniniz sizden en takva sahibi bir adamın kalbi üzere olsalar, bu benim mülküme bir şey ziyade etmez. Ey kullarım! Sizin evveliniz ahiriniz ve insiniz cinniniz en sapık bir adamın kalbi üzere olsa¬lar, bu benim mülkümden bir şey eksiltmez. Ey kullarım! Sizin evveliniz ahiriniz ve insanınız cinniniz bir toprağın üzerinde ayağa kalkarak ben¬den isteseler, ben de her İnsana dilediğini versem; bu bende olandan an¬cak iğnenin denize batırıldığı vakit azalttığı kadar azaltır. Ey kullarım! Bunlar ancak sizin amellerinizdir. Onları size sayıyorum. Sonra onların karşılığını size tastamam veriyorum. O halde (verileni) kim hayır bulursa Al¬lah'a hamdetsin! Hayırdan başka bulan ancak kendini kınasın (muaheze etsin)!»

Müslim: 2577

الحديث الخامس والعشرون
"ذهب أهل الدثور بالأجور "
عَنْ أَبِي ذَرٍّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ أَيْضًا، "أَنَّ نَاسًا مِنْ أَصْحَابِ رَسُولِ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قَالُوا لِلنَّبِيِّ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم يَا رَسُولَ اللَّهِ ذَهَبَ أَهْلُ الدُّثُورِ بِالْأُجُورِ؛ يُصَلُّونَ كَمَا نُصَلِّي، وَيَصُومُونَ كَمَا نَصُومُ، وَيَتَصَدَّقُونَ بِفُضُولِ أَمْوَالِهِمْ. قَالَ: أَوَلَيْسَ قَدْ جَعَلَ اللَّهُ لَكُمْ مَا تَصَّدَّقُونَ؟ إنَّ بِكُلِّ تَسْبِيحَةٍ صَدَقَةً، وَكُلِّ تَكْبِيرَةٍ صَدَقَةً، وَكُلِّ تَحْمِيدَةٍ صَدَقَةً، وَكُلِّ تَهْلِيلَةٍ صَدَقَةً، وَأَمْرٌ بِمَعْرُوفٍ صَدَقَةٌ، وَنَهْيٌ عَنْ مُنْكَرٍ صَدَقَةٌ، وَفِي بُضْعِ أَحَدِكُمْ صَدَقَةٌ. قَالُوا: يَا رَسُولَ اللَّهِ أَيَأْتِي أَحَدُنَا شَهْوَتَهُ وَيَكُونُ لَهُ فِيهَا أَجْرٌ؟ قَالَ: أَرَأَيْتُمْ لَوْ وَضَعَهَا فِي حَرَامٍ أَكَانَ عَلَيْهِ وِزْرٌ؟ فَكَذَلِكَ إذَا وَضَعَهَا فِي الْحَلَالِ، كَانَ لَهُ أَجْرٌ".
رَوَاهُ مُسْلِمٌ [رقم:1006].
KİŞİNİN HELALİYLE YATMASI SADAKADIR
25- Ebû Zerr radıyallahu anh’den:
Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in ashabından bazı zevat, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e;
«Ya Resulallah! Servet sahipleri sevapları alıp gittiler. (Zira) bizim kıldığımız gibi namaz kılıyorlar, bizim gibi oruç tutuyorlar. (Fa¬kat) onlar mallarının fazlalarını tasadduk ediyorlar.» demişler. Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem:
«Size Allah tasadduk edecek bir şey vermemiş mi? Her tesbih mukabilinde bir sadaka, her tekbir bir sadaka, her tahmid bir sadaka, her tehlil bir sadaka, emri’bil-ma'rûf sadaka, kötülükten nehiy sadakadır. Birinizin cinsi münasebetinde bile sadaka vardır.» buyurmuşlar. Ashap:
«Ya Resulallah! Birimiz şehvetini kaza eder de, onda da ecir mi olur?» diye sormuşlar. Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem:
«Ne dersiniz, o kimse şehvetini haramla tatmin ederse, ona günah olur mu? İşte bunun gibi helâlde tatmin ettiği zaman da ona sevap olur.» buyurmuşlar.

Müslim: 1006

الحديث السادس والعشرون
"كل سلامى من الناس عليه صدقة"

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم "كُلُّ سُلَامَى مِنْ النَّاسِ عَلَيْهِ صَدَقَةٌ، كُلَّ يَوْمٍ تَطْلُعُ فِيهِ الشَّمْسُ تَعْدِلُ بَيْنَ اثْنَيْنِ صَدَقَةٌ، وَتُعِينُ الرَّجُلَ فِي دَابَّتِهِ فَتَحْمِلُهُ عَلَيْهَا أَوْ تَرْفَعُ لَهُ عَلَيْهَا مَتَاعَهُ صَدَقَةٌ، وَالْكَلِمَةُ الطَّيِّبَةُ صَدَقَةٌ، وَبِكُلِّ خُطْوَةٍ تَمْشِيهَا إلَى الصَّلَاةِ صَدَقَةٌ، وَتُمِيطُ الْأَذَى عَنْ الطَّرِيقِ صَدَقَةٌ".
رَوَاهُ الْبُخَارِيُّ [رقم:2989]، وَمُسْلِمٌ [رقم:1009].

İNSANLARIN HER BİR MAFSALI İÇİN BİR SADAKA VACİP OLUR
26- Ebû Hüreyre radıyallahu anh, şöyle rivayet etti:
Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdular ki:
«İçinde güneş doğan her gün, insanların her bir mafsalı için bir sadaka vacip olur. (Mesela) iki kişinin arasında adaletle hükmetmen bir sadakadır. Hayvanına binmek isteyen bir kimseye yardım ederek, hayvana bindirmen yahut eşyasını hayvana yüklemen bir sadakadır. Güzel söz bir sadakadır. Namaza giderken attığın her adım bir sadakadır. Yoldan eziyet verici şey¬leri gidermen dahi bir sadakadır.»

Buhari: 2989, Müslim: 1009

الحديث السابع والعشرون
"البر حسن الخلق"
عَنْ النَّوَّاسِ بْنِ سَمْعَانَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ عَنْ النَّبِيِّ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قَالَ: "الْبِرُّ حُسْنُ الْخُلُقِ، وَالْإِثْمُ مَا حَاكَ فِي صَدْرِك، وَكَرِهْت أَنْ يَطَّلِعَ عَلَيْهِ النَّاسُ" رَوَاهُ مُسْلِمٌ [رقم:2553].
وَعَنْ وَابِصَةَ بْنِ مَعْبَدٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: أَتَيْت رَسُولَ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم فَقَالَ: "جِئْتَ تَسْأَلُ عَنْ الْبِرِّ؟ قُلْت: نَعَمْ. فقَالَ: استفت قلبك، الْبِرُّ مَا اطْمَأَنَّتْ إلَيْهِ النَّفْسُ، وَاطْمَأَنَّ إلَيْهِ الْقَلْبُ، وَالْإِثْمُ مَا حَاكَ فِي النَّفْسِ وَتَرَدَّدَ فِي الصَّدْرِ، وَإِنْ أَفْتَاك النَّاسُ وَأَفْتَوْك" .
حَدِيثٌ حَسَنٌ، رَوَيْنَاهُ في مُسْنَدَي الْإِمَامَيْنِ أَحْمَدَ بْنِ حَنْبَلٍ [رقم:4/227]، وَالدَّارِمِيّ [2/246] بِإِسْنَادٍ حَسَنٍ.

İYİLİK, AHLÂKIN GÜZELLİĞİDİR
27- Nevvas b. Sem'ân El-Ensari radıyallahu anh den;
Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e iyilik ve günahı sordum da şöyle buyurdular:
«İyilik, ahlâkın güzelliğidir. Günah ise, kalbinde gıcık yapan ve başkalarının muttali olmasından hoşlanmadığın şeydir.»
Vabisete b. Ma’bed şöyle dedi. Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e gittim. Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem iyilikten sormak için mi geldin? Buyurdu. Ben evet dedim. Buyurdular ki:
"Kalbine danış (kalbinden fetva iste). İyilik nefsi te'min, kalbi tatmin eden; günah da nefiste iz bırakan ve başkaları fetva verseler, fetvalar verseler bile sînede yine tereddüdden kurtulmayan (vicdânı teskin etmeyen) şeydir."

Ahmed b. Hanbel: 227/4, Dârimi: 246/2 hadis hasendir.)

الحديث الثامن والعشرون
"أوصيكم بتقوى الله وحسن الخلق"
عَنْ أَبِي نَجِيحٍ الْعِرْبَاضِ بْنِ سَارِيَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: "وَعَظَنَا رَسُولُ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم مَوْعِظَةً وَجِلَتْ مِنْهَا الْقُلُوبُ، وَذَرَفَتْ مِنْهَا الْعُيُونُ، فَقُلْنَا: يَا رَسُولَ اللَّهِ! كَأَنَّهَا مَوْعِظَةُ مُوَدِّعٍ فَأَوْصِنَا، قَالَ: أُوصِيكُمْ بِتَقْوَى اللَّهِ، وَالسَّمْعِ وَالطَّاعَةِ وَإِنْ تَأَمَّرَ عَلَيْكُمْ عَبْدٌ، فَإِنَّهُ مَنْ يَعِشْ مِنْكُمْ فَسَيَرَى اخْتِلَافًا كَثِيرًا، فَعَلَيْكُمْ بِسُنَّتِي وَسُنَّةِ الْخُلَفَاءِ الرَّاشِدِينَ الْمَهْدِيينَ، عَضُّوا عَلَيْهَا بِالنَّوَاجِذِ، وَإِيَّاكُمْ وَمُحْدَثَاتِ الْأُمُورِ؛ فَإِنَّ كُلَّ بِدْعَةٍ ضَلَالَةٌ".
رَوَاهُ أَبُو دَاوُدَ [رقم:4607]، وَاَلتِّرْمِذِيُّ [رقم:266] وَقَالَ: حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ.

ALLAH’TAN KORKMAK VE BİDATLARDAN SAKINMAK
28- El-İrbaz b. Sâriye radıyallahu anh (şöyle) dedi:
"Bir gün Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize çok te¬sirli bir vaaz etti. Bu vaazdan dolayı gözler yaşarıp kalpler ürperdi. Biz dedik ki; "Ey Allah'ın resulü (senin) bu (vaazın yolculuğa çıka-cağı için kalanlara) veda eden bir kimsenin vaazına benziyor. Binaenaleyh bize neyi tavsiye edersiniz?" dedik. (Fahri kâinat efendimiz de):
"Size Allah’tan korkmanızı (başınızdaki idareciler) Habeşli bir kö¬le olsa bile (onları) dinleyip, itaat etmenizi tavsiye ederim. Çünkü benden sonra sizden kim yaşarsa o, pek çok (dini) ihtilaflara şahit olacaktır. Binaenaleyh size gereken, sünnetime ve doğru yolum üze¬rinde bulunan halifelerimin sünnetine sarılınız. Bu sünnetlere (adeta) dişlerinizi (bir daha çıkmamak üzere iyice) batırınız. Sizi (din adına) sonradan ortaya atılan işlerden sakındırırım. Çünkü sonradan orta¬ya atılan her iş bid'attır ve her bid'at sapıklıktır" buyurdu.

Ebu Davut:4607, Tirmizi: 266
Tirmizi: Bu hadis hasen sahihtir, der.

الحديث التاسع والعشرون
"تعبد الله لا تشرك به شيئا"
عَنْ مُعَاذِ بْنِ جَبَلٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قُلْت يَا رَسُولَ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم أَخْبِرْنِي بِعَمَلٍ يُدْخِلُنِي الْجَنَّةَ وَيُبَاعِدْنِي مِنْ النَّارِ، قَالَ: "لَقَدْ سَأَلْت عَنْ عَظِيمٍ، وَإِنَّهُ لَيَسِيرٌ عَلَى مَنْ يَسَّرَهُ اللَّهُ عَلَيْهِ: تَعْبُدُ اللَّهَ لَا تُشْرِكْ بِهِ شَيْئًا، وَتُقِيمُ الصَّلَاةَ، وَتُؤْتِي الزَّكَاةَ، وَتَصُومُ رَمَضَانَ، وَتَحُجُّ الْبَيْتَ، ثُمَّ قَالَ: أَلَا أَدُلُّك عَلَى أَبْوَابِ الْخَيْرِ؟ الصَّوْمُ جُنَّةٌ، وَالصَّدَقَةُ تُطْفِئُ الْخَطِيئَةَ كَمَا يُطْفِئُ الْمَاءُ النَّارَ، وَصَلَاةُ الرَّجُلِ فِي جَوْفِ اللَّيْلِ، ثُمَّ تَلَا: " تَتَجَافَى جُنُوبُهُمْ عَنِ الْمَضَاجِعِ " حَتَّى بَلَغَ "يَعْمَلُونَ"، ثُمَّ قَالَ: أَلَا أُخْبِرُك بِرَأْسِ الْأَمْرِ وَعَمُودِهِ وَذُرْوَةِ سَنَامِهِ؟ قُلْت: بَلَى يَا رَسُولَ اللَّهِ. قَالَ: رَأْسُ الْأَمْرِ الْإِسْلَامُ، وَعَمُودُهُ الصَّلَاةُ، وَذُرْوَةُ سَنَامِهِ الْجِهَادُ، ثُمَّ قَالَ: أَلَا أُخْبِرُك بِمَلَاكِ ذَلِكَ كُلِّهِ؟ فقُلْت: بَلَى يَا رَسُولَ اللَّهِ‍! فَأَخَذَ بِلِسَانِهِ وَقَالَ: كُفَّ عَلَيْك هَذَا. قُلْت: يَا نَبِيَّ اللَّهِ وَإِنَّا لَمُؤَاخَذُونَ بِمَا نَتَكَلَّمُ بِهِ؟ فَقَالَ: ثَكِلَتْك أُمُّك وَهَلْ يَكُبُّ النَّاسَ عَلَى وُجُوهِهِمْ -أَوْ قَالَ عَلَى مَنَاخِرِهِمْ- إلَّا حَصَائِدُ أَلْسِنَتِهِمْ؟!" .
رَوَاهُ التِّرْمِذِيُّ [رقم:2616] وَقَالَ: حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ.
ALLAH’A KULLUK EDİP ŞİRK KOŞMAMAK
29- Muâz b. Cebel radıyallahu anh’den; şöyle demiştir:
Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile bir yolculukta beraberdim yolda yürürken yanına yakın oldum Ey Allah’ın Rasûlü! Dedim; “Bana öyle bir amel öğret ki beni Cehennem’den uzaklaştırıp Cennete koysun!” Bunun üzerine Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdular ki: “Bana çok büyük bir soru sordun ama bu mesele Allah’ın kolaylaştırdığı kimseler için çok kolaydır. Şöyle ki: Her konuda ve her zaman kulluğu Allah’a yapar ona hiçbir şeyi ortak koşmazsın, namazını devamlı ve düzgün kılarsın, zekatını verir, Ramazan orucunu tutar, haccedersin...” Sonra şöyle devam etti: “Sana hayır yollarını göstereceğim oruç kalkandır. Sadaka; suyun ateşi söndürdüğü gibi günahları siler süpürür. Kişinin gece kıldığı namazda yine hataları siler süpürür.” Muâz dedi ki: Sonra, Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, 32 Secde sûresi16-17. ayetini: “Onlar yataklarından geceleri kalkarak korku ve ümid içerisinde Rablerine yalvaranlardır ve kendilerine geçimlik verdiğimiz şeylerden başkalarına harcayandır. Böyle davranan mü’minlere gelince yaptıklarından dolayı mükafat olarak öteki dünyada onlara şimdiye kadar gizli kalan göz aydınlığı olarak onlar için nelerin saklanıp bekletildiğini hiç kimse bilip hayal edemez” okudu ve şöyle buyurdu: “Size bütün işlerin başını, direğini ve en üst noktasını bildireyim mi? Bende evet, Ey Allah’ın Rasûlü! Dedim. Şöyle buyurdu: “Her işin başı İslam, yani iradeyi Allah’a teslim etmek demektir. Direği namaz, zirvesi ve üst noktası da cihâd tır.” Sonra şöyle devam etti: “Sana tüm bunların can damarını bildireyim mi?” Bende evet Ey Allah’ın Peygamberi dedim. “Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem dilini tuttu ve kendi rahatlığın için şunu tut buyurdular.” Ben de Ey Allah’ın Rasûlü!: Bizler konuşmalarımız yüzünden sorguya çekilecek miyiz? Dedim. Şöyle dedi: “Anan hasretine yansın Ey Muâz! İnsanları yüzükoyun ve burunları yerde süründürerek Cehenneme dolduran dillerin kazandığından başkası değildir.”
Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

الحديث الثلاثون
"إن الله تعالى فرض فرائض فلا تضيعوها"
عَنْ أَبِي ثَعْلَبَةَ الْخُشَنِيِّ جُرْثُومِ بن نَاشِبٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قَال: "إنَّ اللَّهَ تَعَالَى فَرَضَ فَرَائِضَ فَلَا تُضَيِّعُوهَا، وَحَدَّ حُدُودًا فَلَا تَعْتَدُوهَا، وَحَرَّمَ أَشْيَاءَ فَلَا تَنْتَهِكُوهَا، وَسَكَتَ عَنْ أَشْيَاءَ رَحْمَةً لَكُمْ غَيْرَ نِسْيَانٍ فَلَا تَبْحَثُوا عَنْهَا".
حَدِيثٌ حَسَنٌ، رَوَاهُ الدَّارَقُطْنِيّ ["في سننه" 4/184]، وَغَيْرُهُ.

ALLAHÛ TEÂLA BİR TAKIM ŞEYLERİ FARZ KILMIŞTIR. ONLARI ZÂYİ' ETMEYİNİZ.
30- Ebû Sa'lebete'l-Huşeni Cürsûmi'bn-i Nâşir (ra)'den:
Demiştir ki, Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: Allahû Teâla bir takım şeyleri farz kılmıştır. Onları zâyi' etmeyiniz. (Bâzı meâsi için) birtakım hadler (yâni cezâlar) göstermiştir. Onlara da tecâvüz etmeyiniz. Bir takım şeyleri harâm etmiştir. Onlara el uzatmayınız. Bir takım şeylerden de unutkanlık (eseri) olmayarak size (mahzâ) merhamet olsun için sükût etmiştir. Onları soruşturmayınız.
Dârekutni 184/4 ve diğerlerinin tahric ettiği Hasen bir Hadistir.)

الحديث الحادي والثلاثون
"ازهد في الدنيا يحبك الله"

عَنْ أَبِي الْعَبَّاسِ سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ السَّاعِدِيّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: جَاءَ رَجُلٌ إلَى النَّبِيِّ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ‍! دُلَّنِي عَلَى عَمَلٍ إذَا عَمِلْتُهُ أَحَبَّنِي اللَّهُ وَأَحَبَّنِي النَّاسُ؛ فَقَالَ: "ازْهَدْ فِي الدُّنْيَا يُحِبُّك اللَّهُ، وَازْهَدْ فِيمَا عِنْدَ النَّاسِ يُحِبُّك النَّاسُ" .
حديث حسن، رَوَاهُ ابْنُ مَاجَهْ [رقم:4102]، وَغَيْرُهُ بِأَسَانِيدَ حَسَنَةٍ.

ZÜHD
31- Sehl bin Sa'd es-Sâidî radıyallahu anh’den; Şöyle demiştir:
Bir adam (bir gün) Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem yanına gelerek:
Yâ Resûlallah! Bana öyle bir amel (ibâdet) göster ki ben onu iş-lediğim zaman beni Allah sevsin ve insanlar da sevsin, dedi. Bunun üzerine Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (ona) :
Dünyaya rağbet gösterme ki Allah seni sevsin ve insanların el-lerinde bulunan (nimet ve imkânlar) dan yüz çevir ki onlar (da) seni sevsin, buyurdu."

الحديث الثاني والثلاثون
"لا ضرر ولا ضرار"

عَنْ أَبِي سَعِيدٍ سَعْدِ بْنِ مَالِكِ بْنِ سِنَانٍ الْخُدْرِيّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قَالَ: " لَا ضَرَرَ وَلَا ضِرَارَ" .
حَدِيثٌ حَسَنٌ، رَوَاهُ ابْنُ مَاجَهْ [راجع رقم:2341]، وَالدَّارَقُطْنِيّ [رقم:4/228]، وَغَيْرُهُمَا مُسْنَدًا. وَرَوَاهُ مَالِكٌ [2/746] فِي "الْمُوَطَّإِ" عَنْ عَمْرِو بْنِ يَحْيَى عَنْ أَبِيهِ عَنْ النَّبِيِّ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم مُرْسَلًا، فَأَسْقَطَ أَبَا سَعِيدٍ، وَلَهُ طُرُقٌ يُقَوِّي بَعْضُهَا بَعْضًا.

ZARARA SOKMAK VE ZARARA KARŞI İNTİKAM ALMAK YOKTUR
32- Abdullah bin Abbâs Radıyallahu anhüma'dan;
Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu, demiştir:
«Zarara sokmak ve zarara karşı intikam almak yoktur.»"
(Bu hadis-i şerif, İbn-i Mâce ve Dârekutni ile başkalarının müsned (yani mevsûl) olarak rivâyet ettiği bir Hadis-i Hasen'dir. İmam-ı Malik de "Muvatta'"nda bu hadis-i şerifi Amr b. Yahyâ'dan, o da babasından olmak üzere Nebiyy-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem 'den mürsel olarak rivâyet etmiş ve Ebû Said-i Hudri-yi iskat eylemiştir. Bunun yekdiğeri takviye eden başka tarikleri de vardır.)

الحديث الثالث والثلاثون
"البينة على المدعي واليمين على من أنكر "

عَنْ ابْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قَالَ: "لَوْ يُعْطَى النَّاسُ بِدَعْوَاهُمْ لَادَّعَى رِجَالٌ أَمْوَالَ قَوْمٍ وَدِمَاءَهُمْ، لَكِنَّ الْبَيِّنَةَ عَلَى الْمُدَّعِي، وَالْيَمِينَ عَلَى مَنْ أَنْكَرَ" .
حَدِيثٌ حَسَنٌ، رَوَاهُ الْبَيْهَقِيّ [في"السنن" 10/252]، وَغَيْرُهُ هَكَذَا، وَبَعْضُهُ فِي "الصَّحِيحَيْنِ".

İSBAT MÜDDEİYE, YEMİN DE İNKÂR EDENE DÜŞER

33- İbn-i Abbâs (rha)'dan:
Demiştir ki, Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri şöyle buyurdu: Herkese (mücerred) da'vâları üzerine diledikleri verilmiş olsa bir çok adamlar bir çok kimselerin mallarını, canlarını iddiâ eder dururlar. Lâkin isbat müddeiye, yemin de inkâr edene düşer.
(Bu hadis-i şerif, hasen olup Beyhaki ile başkaları bunu bu lâfz ile rivâyet etmişlerdir. Bir parçası Sahihayn'da da vardır.)

الحديث الرابع والثلاثون
"من رأى منكم منكرا فليغيره بيده"

عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ سَمِعْت رَسُولَ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم يَقُولُ: "مَنْ رَأَى مِنْكُمْ مُنْكَرًا فَلْيُغَيِّرْهُ بِيَدِهِ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِلِسَانِهِ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِقَلْبِهِ، وَذَلِكَ أَضْعَفُ الْإِيمَانِ" .
رَوَاهُ مُسْلِمٌ [رقم:49].
MÜNKERİ DÜZELTMEK
34- Ebu Said eh Hudri radıyallahu anh den; şöyle dedi:
Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem den işittim şöyle buyurdu:
Sizden biriniz bir kötülük gördü mü onu eliyle düzeltsin eğer gücü yetmezse diliyle düzeltsin buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin. Bu da imanın en zayıf halidir.

الحديث الخامس والثلاثون
"لا تحاسدوا ولا تناجشوا ولا تباغضوا"

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم " لَا تَحَاسَدُوا، وَلَا تَنَاجَشُوا، وَلَا تَبَاغَضُوا، وَلَا تَدَابَرُوا، وَلَا يَبِعْ بَعْضُكُمْ عَلَى بَيْعِ بَعْضٍ، وَكُونُوا عِبَادَ اللَّهِ إخْوَانًا، الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ، لَا يَظْلِمُهُ، وَلَا يَخْذُلُهُ، وَلَا يَكْذِبُهُ، وَلَا يَحْقِرُهُ، التَّقْوَى هَاهُنَا، وَيُشِيرُ إلَى صَدْرِهِ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ، بِحَسْبِ امْرِئٍ مِنْ الشَّرِّ أَنْ يَحْقِرَ أَخَاهُ الْمُسْلِمَ، كُلُّ الْمُسْلِمِ عَلَى الْمُسْلِمِ حَرَامٌ: دَمُهُ وَمَالُهُ وَعِرْضُهُ" .
رَوَاهُ مُسْلِمٌ [رقم:2564].

HASETLİK ETMEYİN
35- Ebû Hüreyre radıyallahu anh Şöyle demiş:
Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem:
«Birbirinize hasetlik etmeyin! Müşteri kızıştırmayın! Birbirinize buğz-etmeyin! Birbirinize sırt çevirmeyin! Biriniz diğerinin pazarlığı üzerine satış yapmasın! ey Allah'ın kulları! Kardeş olun. Müslüman Müslümanın karde¬şidir. Ona zulmetmez; onu yardımsız bırakmaz; onu tahkir etmez. —Üç defa kalbine işaret ederek—Takva şuradadır. Kişiye kötülük namına Müslüman kardeşini tahkir etmesi kâfidir. Müslümanın her şeyi, kanı, malı ve ırzı Müslümana haramdır.» buyurdular.
Müslim 5264

الحديث السادس والثلاثون
"من نفس عن مسلم كربة"
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ عَنْ النَّبِيِّ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قَالَ: "مَنْ نَفَّسَ عَنْ مُؤْمِنٍ كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ الدُّنْيَا نَفَّسَ اللَّهُ عَنْهُ كُرْبَةً مِنْ كُرَبِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ، وَمَنْ يَسَّرَ عَلَى مُعْسِرٍ، يَسَّرَ اللَّهُ عَلَيْهِ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ، وَمَنْ سَتَرَ مُسْلِما سَتَرَهُ اللهُ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ ، وَاَللَّهُ فِي عَوْنِ الْعَبْدِ مَا كَانَ الْعَبْدُ فِي عَوْنِ أَخِيهِ، وَمَنْ سَلَكَ طَرِيقًا يَلْتَمِسُ فِيهِ عِلْمًا سَهَّلَ اللَّهُ لَهُ بِهِ طَرِيقًا إلَى الْجَنَّةِ، وَمَا اجْتَمَعَ قَوْمٌ فِي بَيْتٍ مِنْ بُيُوتِ اللَّهِ يَتْلُونَ كِتَابَ اللَّهِ، وَيَتَدَارَسُونَهُ فِيمَا بَيْنَهُمْ؛ إلَّا نَزَلَتْ عَلَيْهِمْ السَّكِينَةُ، وَغَشِيَتْهُمْ الرَّحْمَةُ، وَذَكَرَهُمْ اللَّهُ فِيمَنْ عِنْدَهُ، وَمَنْ أَبَطْأَ بِهِ عَمَلُهُ لَمْ يُسْرِعْ بِهِ نَسَبُهُ".
رَوَاهُ مُسْلِمٌ [رقم:2699] بهذا اللفظ.

MÜ’MİNİN DÜNYA SIKINTILARINDAN BİR SIKINTI GİDERMEK
36- Ebû Hüreyre radıyallahu anh den:
Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdular ki;
«Bir kimse bir müminden dünya sıkıntılarından bir sıkıntı giderirse; Allah ondan ahiret sakıntılarından bir sıkıntı giderir. Bir kimse başı1 sıkılana kolaylık gösterirse, Atlan ona dünya ve ahirette kolaylık verir. Ve bir kim¬se bir Müslümanı (n günahını) Örtbas ederse, Allah da onu dünya ve ahirette Örtbas eder. Kul din kardeşinin yardımında oldukça, Allah da kulun yardımındadır. Ve her kim bir yol tutarak, o yolda ilim ararsa, bu sebeple Allah ona cennete götüren bir yol müyesser kılar. Bir kavm Allah'ın evlerinden bir evde toplanarak kitabullahı okurlar ve onu aralarında müzâkere ederlerse; üzerlerine sekinet iner. Allah’ın rahmeti onları kaplar. Melekler de etraflarını kuşatırlar. Allah onları kendi nezdindekilere anar. Bir kimseyi ameli yavaşlatırsa, nesebi htzlandsramaz.».

Müslim 2699

الحديث السابع والثلاثون
"إن الله كتب الحسنات والسيئات"

عَنْ ابْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم فِيمَا يَرْوِيهِ عَنْ رَبِّهِ تَبَارَكَ وَتَعَالَى، قَالَ: "إنَّ اللَّهَ كَتَبَ الْحَسَنَاتِ وَالسَّيِّئَاتِ، ثُمَّ بَيَّنَ ذَلِكَ، فَمَنْ هَمَّ بِحَسَنَةٍ فَلَمْ يَعْمَلْهَا كَتَبَهَا اللَّهُ عِنْدَهُ حَسَنَةً كَامِلَةً، وَإِنْ هَمَّ بِهَا فَعَمِلَهَا كَتَبَهَا اللَّهُ عِنْدَهُ عَشْرَ حَسَنَاتٍ إلَى سَبْعِمِائَةِ ضِعْفٍ إلَى أَضْعَافٍ كَثِيرَةٍ، وَإِنْ هَمَّ بِسَيِّئَةٍ فَلَمْ يَعْمَلْهَا كَتَبَهَا اللَّهُ عِنْدَهُ حَسَنَةً كَامِلَةً، وَإِنْ هَمَّ بِهَا فَعَمِلَهَا كَتَبَهَا اللَّهُ سَيِّئَةً وَاحِدَةً".
رَوَاهُ الْبُخَارِيُّ [رقم:6491]، وَمُسْلِمٌ [رقم:131]، في "صحيحيهما" بهذه الحروف.

ALLAH İYİLİKLERİ VE KÖTÜLÜKLERİ YAZMIŞTIR
37- İbni Abbas radıyallahu anhuma' dan:
Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Rabbinden naklen rivayet etti. ve şöyle buyurdu:
«Şüphesiz ki Allah iyilikleri ve kötülükleri yazmış; sonra onları beyan eylemiştir. kim bir iyilik yapmak ister de yapamazsa Allah onu kendi divanına tam bir hasene olarak yazar. O hayırlı işi yapmağa niyet eder de yaparsa Allah Azze ve Celle onu kendi divanına on kattan yedi yüz kata ve daha pek çok katlayarak hasenat yazar şayet bir kötülük yapmak ister de yapmazsa Allah onu kendi divânına tam bir hasene olarak yazar. O kötülüğü yapmak ister de yaparsa Allah onu bir tek seyyie olarak yazar.»
Buhari 6491, Müslüm 131

الحديث الثامن والثلاثون
"من عادى لي وليا فقد آذنته بالحرب"

عَنْ أَبِي هُرَيْرَة رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُول اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم إنَّ اللَّهَ تَعَالَى قَالَ: "مَنْ عَادَى لِي وَلِيًّا فَقْد آذَنْتهُ بِالْحَرْبِ، وَمَا تَقَرَّبَ إلَيَّ عَبْدِي بِشَيْءٍ أَحَبَّ إلَيَّ مِمَّا افْتَرَضْتُهُ عَلَيْهِ، وَلَا يَزَالُ عَبْدِي يَتَقَرَّبُ إلَيَّ بِالنَّوَافِلِ حَتَّى أُحِبَّهُ، فَإِذَا أَحْبَبْتُهُ كُنْت سَمْعَهُ الَّذِي يَسْمَعُ بِهِ، وَبَصَرَهُ الَّذِي يُبْصِرُ بِهِ، وَيَدَهُ الَّتِي يَبْطِشُ بِهَا، وَرِجْلَهُ الَّتِي يَمْشِي بِهَا، وَلَئِنْ سَأَلَنِي لَأُعْطِيَنَّهُ، وَلَئِنْ اسْتَعَاذَنِي لَأُعِيذَنَّهُ".
رَوَاهُ الْبُخَارِيُّ [رقم:6502].

BENİM VELİLERİMDEN BİRİNE DÜŞMANLIK EDENE, BEN HARB İLÂN EDERİM.

38- Ebû Hüreyre radıyallahu anh' 'den:
Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
Allahu Teâla buyurdu ki:
Her kim benim velilerimden bir veliye düşmanlık ederse, şüphesiz ben ona i'lân-ı harb ederim. Benim kulum, üzerine farz ettiğim şeyden daha sevgili hiç bir şey ile bana tekarrüb edemez. Bir de kulum nevâfil ile bana peyderpey tekarrüb ede ede nihâyet öyle bir hâle gelir ki, ben onu severim. Onu sevdiğim vakitte de onun işitmesine vâsıta olan kulağı, görmesine vâsıta olan gözü, tutup yakalamasına vâsıta olan eli, yürümesine vâsıta olan ayağı, (anlamasına vâsıta olan kalbi, söylemesine vâsıta olan dili) olurum. Öylesi benden (bir şey) isterse muhakkak veririm. Bana sığınırsa, onu hıfz ve siyânet ederim.
(Bu hadis-i şerifi, Buhâri rivâyet etmiştir.)
Lâkin Onun metninde:
"Ölmeyi istemeyen, kendisine sû-i muâmelede bana hoş gelmeyen, hâlbuki (Hasbe'l-takdir) ölmemesine de çâre olmayan mü'min kulumun rûhunu kabzetmekteki tereddüdüm kadar fâili olduğum hiç bir şeye tereddüt göstermedim."
ziyâdesi vardır.
Buhari 5602

الحديث التاسع والثلاثون
"إن الله تجاوز لي عن أمتي الخطأ والنسيان"
عَنْ ابْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قَالَ: "إنَّ اللَّهَ تَجَاوَزَ لِي عَنْ أُمَّتِي الْخَطَأَ وَالنِّسْيَانَ وَمَا اسْتُكْرِهُوا عَلَيْهِ" .
حَدِيثٌ حَسَنٌ، رَوَاهُ ابْنُ مَاجَهْ [رقم:2045]، وَالْبَيْهَقِيّ ["السنن" 7

ÜMMETİMİN YANILMASINI, UNUTMASINI ALLAH TEÂLÂ AFFEYLEMİŞTİR
39- (Abdullah) bin Abbas Radıyallahu anhüma’ dan:
Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
«Ümmetimin yanılmasını, unutmasını ve zorlandığı şey (in güna¬hın) ı Allah Teâlâ affeylemiştir.
İbn-i Mâce 2045, Beyhaki 7 Bu hadis-i şerif, Hadis-i Hasendir

الحديث الأربعون
"كن في الدنيا كأنك غريب أو عابر سبيل"

عَنْ ابْن عُمَرَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا قَالَ: أَخَذَ رَسُولُ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم بِمَنْكِبِي، وَقَالَ: "كُنْ فِي الدُّنْيَا كَأَنَّك غَرِيبٌ أَوْ عَابِرُ سَبِيلٍ". وَكَانَ ابْنُ عُمَرَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا يَقُولُ: إذَا أَمْسَيْتَ فَلَا تَنْتَظِرْ الصَّبَاحَ، وَإِذَا أَصْبَحْتَ فَلَا تَنْتَظِرْ الْمَسَاءَ، وَخُذْ مِنْ صِحَّتِك لِمَرَضِك، وَمِنْ حَيَاتِك لِمَوْتِك.
رَوَاهُ الْبُخَارِيُّ [رقم:6416].

DÜNYADA BİR GARİB YAHUD BİR YOLCU İMİŞSİN GİBİ OL
40- İbni Ömer Radıyallahu anhüma 'dan:
Demiştir ki, Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (birgün) omuzumdan tutup buyurdu ki: Dünyâda bir garib (yabancı) yâhud bir yolcu imişsin gibi ol. (Ve kendini ehl-i kuburdan say.)
İbni Ömer Radıyallahu anhüma: "Akşamladığın vakit sabaha (çıkmağa) muntazır olma. Sabahladığın vakit de akşama (varmağa) muntazır olma. Sıhhatinden istifâde edip marazına, hayâtından istifâde edip mevtine hazırlık yap." der idi.
Buhari 4616

الحديث الحادي والأربعون
"لا يؤمن أحدكم حتى يكون هواه تبعا لما جئت به"
عَنْ أَبِي مُحَمَّدٍ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم "لَا يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى يَكُونَ هَوَاهُ تَبَعًا لِمَا جِئْتُ بِهِ".
حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ، رَوَيْنَاهُ فِي كِتَابِ "الْحُجَّةِ" بِإِسْنَادٍ صَحِيحٍ.

HİÇ BİRİNİZİN ARZUZU BENİM TEBLİĞ ETTİĞİME TÂBİ OLMADIKÇA MÜ'MİN OLMAZSINIZ.
41- Ebû Muhammed Abdullâh b. Amr b. El-Âs Radıyallahu anhüma 'dan:
Demiştir ki, Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri şöyle buyurdu:
"Hiç birinizin iradesi (arzuzu) benim tebliğ ettiğim şeylere tâbi' olmadıkça mü'min olmuş olmazsınız."
(Bu hadis-i şerif, "Kitâbü'l-Hücce"de isnad-ı sahih ile rivayet olunan hasen sahih bir hadistir.)
الحديث الثاني والأربعون
"يا ابن آدم إنك ما دعوتني ورجوتني"

عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: سَمِعْت رَسُولَ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم يَقُولُ: قَالَ اللَّهُ تَعَالَى: "يَا ابْنَ آدَمَ! إِنَّكَ مَا دَعَوْتنِي وَرَجَوْتنِي غَفَرْتُ لَك عَلَى مَا كَانَ مِنْك وَلَا أُبَالِي، يَا ابْنَ آدَمَ! لَوْ بَلَغَتْ ذُنُوبُك عَنَانَ السَّمَاءِ ثُمَّ اسْتَغْفَرْتنِي غَفَرْتُ لَك، يَا ابْنَ آدَمَ! إنَّك لَوْ أتَيْتنِي بِقُرَابِ الْأَرْضِ خَطَايَا ثُمَّ لَقِيتنِي لَا تُشْرِكُ بِي شَيْئًا لَأَتَيْتُك بِقُرَابِهَا مَغْفِرَةً" .
رَوَاهُ التِّرْمِذِيُّ [رقم:3540]، وَقَالَ: حَدِيثٌ حَسَنٌ صَحِيحٌ.

EY ÂDEMOĞLU SEN BANA YALVARIP BENDEN ÜMİT VAR OLDUKÇA

42- Enes (ra)'den:
Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
Allahû Teâlâ buyurdu ki:
"Ey Âdemoğlu, sen bana yalvarıp benden ümit var oldukça senden sâdır olan (günahlar) her ne olursa olsun sana mağfiret ederim ve aldırmam. Ey Âdem-oğlu, senin günahların gökyüzünü kaplayacak dereceyi bulsa da benden mağfiret dilesen sana mağfiret ederim. Ey Âdem-oğlu, bütün yer dolusu günahlar getirirsen de sana bana hiç bir şeyi şerik tutmayarak huzûruma çıksan herhalde ben sana bütün yer dolusu mağfiret veririm.
Tirmizi 5340 "Bu Hadis, Hasen Sahihtir" der.

الحديث الثالث والأربعون
"ألحقوا الفرائض بأهلها"

عَنْ ابْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قَالَ: "أَلْحِقُوا الْفَرَائِضَ بِأَهْلِهَا، فَمَا أَبْقَتَ الْفَرَائِضُ فَلِأَوْلَى رَجُلٍ ذَكَرٍ" .
رواه البخاري [رقم: 6732]، ومسلم [رقم: 1615].

MÎRÂS HİSSELERİNİ EHİLLERİNE VERİN
43- İbni Abbas Radıyallahu anhüma’dan: Şöyle dedi;
Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: «Miras hisselerini ehillerine verin! Kalanı en yakın erkeğindir.» buyur¬dular.
Buhari 6732, Müslim 1615

الحديث الرابع والأربعون
"الرضاعة تحرم ما تحرم الولادة"

عَنْ عَائِشَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُا عَنْ النَّبِيِّ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قَالَ: " الرَّضَاعَةُ تُحَرِّمُ مَا تُحَرِّمُ الْوِلَادَةُ".
رواه البخاري [رقم:2646]، ومسلم [رقم:1444].

DOĞUMUN HARAM KILDIĞI
44- Hz. Âişe Radıyallahu anha şöyle demiş:
Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem: «Doğumun haram kıldığı her şeyi süt te haram kılar.» buyurdular.

Buhari 2646, Müslim 1444

الحديث الخامس والأربعون
"إن الله ورسوله حرم بيع الخمر"

عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا أَنَّهُ سَمِعَ رَسُولَ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم عَامَ الْفَتْحِ وَهُوَ بِمَكَّةَ يَقُولُ: "إِنَّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ حَرَّمَ بَيْعَ الْخَمْرِ وَالْمَيْتَةِ وَالْخِنْزِيرِ وَالْأَصْنَامِ، فَقِيلَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ أَرَأَيْتَ شُحُومَ الْمَيْتَةِ فَإِنَّهَا يُطْلَى بِهَا السُّفُنُ، وَيُدْهَنُ بِهَا الْجُلُودُ، وَيَسْتَصْبِحُ بِهَا النَّاسُ؟ فَقَالَ: لَا، هُوَ حَرَامٌ، ثُمَّ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم عِنْدَ ذَلِكَ: قَاتَلَ اللَّهُ الْيَهُودَ، إِنَّ اللَّهَ حَرَّمَ عَلَيْهِم الشُحُومَ، فَأَجْمَلُوهُ، ثُمَّ بَاعُوهُ، فَأَكَلُوا ثَمَنَهُ".
رواه البخاري [رقم: 2236]، ومسلم [رقم:1581] .

ALLAH VE RESULÜ, ŞARAP SATIŞINI HARAM KILDI
45- Cabir b. Abdullah Radıyallahu anhüma dan:
Fetih yılında Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mekke'de:
«Gerçekten Allah ve Resulü, şarap, leş, domuz ve putların satılma¬sını haram kılmıştır.» buyururken işitmiş. Bunun üzerine: Ya Resulallah, ölü hayvan yağlarına ne buyurursun? Bunlarla gemiler boyanır; deriler yağlanır; halk onlardan kandil yapar, demişler. Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem:
«Hayır, o haramdır.» cevabını vermiş ve o esnada:
«Allah Yahudilerin belasını versin! Allah (Azze ve Celi) onlara ölü hayvan yağlarını haram edince yağı erittiler; sonra sattılar da parasını yediler.» buyurmuşlar.

الحديث السادس والأربعون
"كل مسكر حرام"

عَنْ أَبِي بُرْدَةَ عَنْ أَبِيهِ عَنْ أَبِي مُوسَى الْأَشْعَرِيِّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا أَنَّ النَّبِيَّ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم بَعَثَهُ إِلَى الْيَمَنِ، فَسَأَلَهُ عَنْ أَشْرِبَةٍ تُصْنَعُ بِهَا، فَقَالَ: وَمَا هِيَ؟ قَالَ: الْبِتْعُ وَالْمِزْرُ، فَقِيلَ لِأَبِي بُرْدَةَ: مَا الْبِتْعُ؟ قَالَ: نَبِيذُ الْعَسَلِ، وَالْمِزْرُ نَبِيذُ الشَّعِيرِ، فَقَالَ: كُلُّ مُسْكِرٍ حَرَام"ٌ .
رواه البخاري [رقم:4343] .

HER SARHOŞLUK VEREN ŞEY HARAMDIR
46- Ebî Burde Radıyallahu anh'den; o da babasından o da Ebû Mûsâ Radıyallahu anh' den:
Pey¬gamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebû Musa'yı Yemen'e gönderdi de sonra ona Yemen'de yapılan içikilerden (yânî onların mâhiyetinden) sorup:
— "Bu içkiler nedir?' dedi. Ebû Mûsâ da:
— el-Bitu' ile el-Mızru'dur, diye cevâb verdi. Ebû Burde'ye:
— el-Bitu' nedir? dedim.
Oda:
— Baldan yapılan içki; el-Mızr ise arpadan yapılan içkidir, de-di.
Ebû Musa'nın cevâbından sonra Peygamber:
— "Her sarhoşluk veren şey haramdır" buyurmuştur.
Buhari 4343

الحديث السابع والأربعون
"ما ملأ آدمي وعاء شرا من بطن"

عَنْ الْمِقْدَامِ بْنِ مَعْدِيَكْرِبَ قَالَ سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم يَقُولُ: "مَا مَلَأَ آدَمِيٌّ وِعَاءً شَرًّا مِنْ بَطْنٍ، بِحَسْبِ ابْنِ آدَمَ أُكُلَاتٌ يُقِمْنَ صُلْبَهُ، فَإِنْ كَانَ لَا مَحَالَةَ، فَثُلُثٌ لِطَعَامِهِ، وَثُلُثٌ لِشَرَابِهِ، وَثُلُثٌ لِنَفَسِهِ" .
رَوَاهُ أَحْمَدُ [رقم: 4/132]، والتِّرْمِذِيُّ [رقم: 2380]، وابْنُ مَاجَهْ [رقم: 3349]، وَقَالَ التِّرْمِذِيُّ: حَدِيثٌ حَسَنٌ .

ÂDEMOĞLU MİDESİNDEN DAHA KÖTÜ BİR KAP DOLDURMAMIŞTIR
47- Mıkdam b. Ma’dikerîb Radıyallahu anh’den: şöyle demiştir:
Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle buyurduğunu işittim:
“Âdemoğlu midesinden daha kötü bir kap doldurmamıştır. Âdemoğluna kendisini ayakta tutacak kadar yemesi içmesi yeterlidir. Şayet bu miktardan fazla yiyecek ise midesinin üçte birini yiyecek üçte birini içecek üçte birini de nefes için ayrılmalıdır.”

İbn Mâce, Etıme: 50)
Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

الحديث الثامن والأربعون
"أربع من كان فيه كان منافقا"

عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا أَنَّ النَّبِيَّ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قَالَ: "أَرْبَعٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ كَانَ مُنَافِقًا، وَإِنْ كَانَتْ خَصْلَةٌ مِنْهُنَّ فِيهِ كَانَتْ فِيهِ خَصْلَةٌ مِنْ النِّفَاقِ حَتَّى يَدَعَهَا: مَنْ إِذَا حَدَّثَ كَذَبَ، وإِذَا وَعَدَ أَخْلَفَ، وإذَا خَاصَمَ فَجَرَ، وَإِذَا عَاهَدَ غَدَرَ".
رواه البخاري [رقم:34]، ومسلم [رقم:58].

MÜNAFIKLIK ALAMETLERİ
48- Abdullah b, Amr Radıyallahu anh’ dan: şöyle demiştir:
Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem «Dört şey vardır ki, bunlar kimde bulunursa o kimse hâlis münafık olur. Kimde bunlardan bir nesne bulunursa onu bırakıncaya kadar kendisinde nifaktan bir haslet var dernektir.
1 - Konuştuğu zaman yalan söyler:
2 - Söz verdiği zaman sözünde durmaz,
3 - Kavga ederse baştan çıkar (fücur eder, haktan ayrılır, aşırı gider).
4 - Va'dederse va'dinden döner; buyurdular.

Buhari 34, Müslim 58

الحديث التاسع والأربعون
"لو أنكم توكلون على الله حق توكله"

عَنْ عُمَرَ بْنِ الْخَطَّابِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ عن النبي صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قَالَ: "لَوْ أَنَّكُمْْ تَوَكَّلُونَ عَلَى اللَّهِ حَقَّ تَوَكُّلِهِ لَرَزَقَكُمْ كَمَا يَرْزَقُ الطَّيْرَ تَغْدُو خِمَاصًا وَتَرُوحُ بِطَانًا".
رَوَاهُ أَحْمَدُ [رقم: 1 0 و52]، وَالتِّرْمِذِيُّ [رقم:2344]، وَالنَّسَائِيُّ فِي "الْكُبْرَى" كَمَا فِي "التُّحْفَة: [رقم: 8/79]، وَابْنُ مَاجَهْ [رقم: 4164]، وَصَحَّحَهُ ابْنُ حِبَّانَ (730)، وَالْحَاكِمُ 418، وَقَالَ التِّرْمِذِيُّ: حَسَنٌ صَحِيحٌ.

SİZ, ALLAH’A GERÇEK BİÇİMDE TEVEKKÜL EDERSENİZ

49- Ömer b. Hattab Radıyallahu anh’ den:
Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: “Siz, Allah’a gerçek biçimde tevekkül edip güvenip dayansaydınız kuşların rızıklandıkları gibi siz de rızıklandırılırdınız. Çünkü o kuşlar sabahleyin aç olarak çıkarlar akşam kursakları dolu olarak yuvalarına dönerler.”

Ahmet 01-52, Tiemizi 2344, Nesai (el Kübra ve tühve) 8/79, İbn Mâce 4164, İbni Habban 730, Hâkim 418
Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir der.

الحديث الخمسون
"لا يزال لسانك رطبا من ذكر الله عز وجل"
عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ بُسْرٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ: "أَتَى النَّبِيَّ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم رجلٌ فَقَالَ: يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنَّ شَرَائِعَ الْإِسْلَامِ قَدْ كَثُرَتْ عَلَيْنَا، فَبَابٌ نَتَمَسَّكُ بِهِ جَامِعٌ؟ قَالَ: لَا يَزَالُ لِسَانُكَ رَطْبًا مِنْ ذِكْرِ اللَّهِ عَزَّ وَجَلَّ".
رواه أحمد [رقم: 188 و 190].

ALLAH’I ZİKRETMEKTE DİLİNİN YAŞLIĞI EKSİLMESİN
50- Abdullah b. Yüsr Radıyallahu anh den: şöyle demiştir;
Bir adam Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem e geldi ve şöyle dedi; ya Resulallah bize islam’ın emirleri çoktur hangi kapı tutunduğumuzda hapsini cem eder? Resulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdular ki; “Allah’ı zikretmekte dilinin yaşlığı eksilmesin.”

Ahmet 188-190

Yorum eklenmemiş. İlk sen ekle

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

--

Sitemizdeki arabi ilimler köşesini zenginleştirmek için Üye olup müzakerelere katılmayı ihmal etmeyiniz

--

Son yorumlar

Anket

Arabi ilimler okumusmuydunuz:

Vankulu Lugatı