40 kudsi hadis

NOT: bu kitap henüz yayınlanmamıştır.

KIRK KUDSİ HADİS

Yazar : Aliyy’ül-Kari

Mütercim : İkrami BERKER
2011

ÖNSÖZ

Bimillahirrahmanirrahim

Âlemleri yaratan, terbiye eden, rızıkveren, Bizleri kur’an’ın nuruyla nurlandıran, hakka hidayet eden İslam ile şereflendiren Allah’a sonsuz hamt ve senalar olsun. Yeryüzünde güzel ahlakı tamamlamak için gönderilen, hadisleriyle kuranı tefsir edip bizlere açıklayan iki cihan güneşi Hz. Muhammed (s.a.v.)’e onun güzide âl ve ashabına salât ve selam olsun.

Bütün hayatımızın her safhasında prensip edinmemiz gereken esas, gayreti elden bırakmayarak Allah’ın tevfîkini talep etmektir. Bu duygularla işe koyulunca Allah yardımını esirgemiyor.

Aliyyül-Kari’nin derlemiş olduğu kırk kudsi hadis-i şerif isimli hacmi küçük mana ve mahiyeti büyük kitapçığı tercüme etmenin faydalı olacağını düşünerek bu eseri tercüme etmeye karar verdim. Şerhlerden de ilgili hadislere ait izah ve açıklamaları mümkün mertebe bulup şerh olarak ekledim edefledim. Bu çalışmamızda Rabbim bizi muvaffak eylesin. Bu eserin tesirini de üzerimizde halk eylesin. Amin!..
Gayret bizden tevfîk Allah’tan.

İkrami BERKER
1- Fâtiha Sûresinin Fazileti

عن أبى هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه عَنْ رَسُول اللّهِ صَلّى اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: قالَ اللّهُ تَعالى: قَسَمْتُ الصَّلَوَةَ بَيْنِى وَبَيْنَ عَبْدِى نِصْفَيْنِ، فَنِصْفُهَا لى، وَنِصْفُهَا لِعَبْدِى، وَلِعَبْدِى مَا سَألَ. فإذَا قالَ الْعَبْدُ: الْحَمْدُللّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ؛ قالَ اللّهُ عَزَّ وَجَلَّ: حَمِدَنِى عِبْدِى؛ وَإذا قالَ: الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ. قالَ اللّهُ أثْنَى عَلىَّ عَبْدِى. وَإذَا قالَ: مَالِكِ يَوْمِ الدِّين. قالَ: مَجَّدَنِى عَبْدِى. وَإذَا قالَ: إيَّاكَ نَعْبُدُ وَإيَّاكَ نَسْتَعِينُ. قالَ: هذَا بَيْنِى وَبَيْنَ عَبْدِى وَلِعَبْدِي مَا سَألَ. وَإذَا قالَ: اهْدِنَا الصِّرَاطَ المُسْتَقِيمَ صِرَاطَ الَّذِينَ أنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ المَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وََ الضَّالِّينَ. قالَ: هَذَا لِعَبْدِِى، وَلِعَبْدِى مَا سَألَ. [رَوَاهُ أحْمَدَ وَأصْحَابُ السِّتِّ مَاعَدَا الْبُخَارِى].

1. Ebû Hüreyre (r.a.)’dan, kendisi Resulüllah (s.a.s.)’in şöyle buyurduğunu işitmiştir:
“Allah (c.c.) buyurdu ki: “Ben, namazı kulumla kendi aramda iki kısma böldüm. Kulumun is-tekte bulunduğu kısım kuluma aittir. Kul “el-Hamdü lillahi Rabbi’l-âlemîn” dedi¬ğinde, Allah Azze ve Celle: “Kulum bana hamd etti.” buyurur. Kul: “er-Rahmâni’r-rahim” dediğinde Al¬lah (c.c.): “Kulum beni senâ etti (övdü).” buyurur. Kul: “Mâliki yevmi’d-dîn” dediğinde Allah: “Kulum beni temcîd etti (yüceltti).” buyurur. “Kul: “İyyâke na’budu ve iyyâke nesteîn” dediğinde Allah (c.c.): “Bu benimle kulum ara¬sında bir huhustur ve kulumun istediği kendisine verilecektir buyu¬rur. Kul: “İhdinas-sırâta’l-mustekîm, sırâta’l-lezîne en’amte aley¬him, ğayri’l-mağdûbi aleyhim vela’d-dâllîn” dediğinde, “Burası kulumundur. İstediği kendisine verilir (kuluma istediği verilir).” diye buyurur.1
_______________
1 ahmed b. Hambel; müsüm; tirmizi; nesai; ibni mace; ebu Davut;

Hadis’in şerhi

Yüce Allah'ın "namazı kulumla aramda ikiye böldüm" diye bu¬yurmasını ilim adamları şöyle tefsir ediyorlar. Burada namaz ile kastedilen fatiha süresidir. Böyle isimlendirilmiştir, çünkü ancak Fâtiha suresi ile sahih olur.. Bir Hadis-i şerifte de: "Hacc arefedir, yani Arefede vakfeye durmaktır" diye buyurulmuştur. "Böldüm" denilirken de kastedilen, mana itibariyle böl¬medir. Çünkü ilk yarısında Allahü Teâlâ’ya hamdediliyor, O (c.c) temcid ediliyor, O (c.c) sena ediliyor ve işler O'na (c.c) havale ediliyor, ikinci yarıda ise Allah'tan dilekte bulunuluyor, O'na (c.c) tazarru ediliyor ve O'na (c.c) olan ihtiyaç dile getiriliyor.

Bir rivayette Yüce Allah'ın "Mâliki yevmi'd-din denildiğinde "Kulum işini Bana havale etti" diye buyurduğunun bildirilmesi üzerine İmam Nevevî şöyle diyor: Böyle buyurulmasının "Mâliki yevmi'd-din – Din gününün sahibi" ayet-i kelimesindeki manayla ilişkisi şu bakımdandır: O günde mülk yalnız Allah'ındır. Kul¬ların hesabını o görecek, yaptıklarının karşılığını o verecektir, Ku¬lun Allah'ı ta'zim ve temcidden sonra bunu itiraf etmesi işlerini şüphesiz O'na havale etmesi demektir.

'Burası kulumundur' denirken kastedilen, o okuduğu ayetler¬dir.2
________________________________________
2 Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler,

Allah’ı Birlemek ve O Kendi¬sini Nasıl Vasfetmişse Öylece İman Etmek

عن أبى هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قَالَ قَالَ رَسُول اللّهِ صَلّى اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ اللهُ تَعَالَى كَذَّبَنِى إبْنِ آدَمَ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ ذلِكَ وَشَتَمَنِى وَلَم يَكُنْ لَهُ ذلِكَ فَأمَّاتَكْذِيبِهِ إيَّايَ فَقَوْلُهُ لَنْ يُعِيدَنِى كَمَابَدَأنِى وَلَيْسَ أوَّلُ الْخَلْقِ بِأهْوَنَ عَلَيَّ مِنْ إعَادَتِهِ وَأمَّا شَتْمُهُ إيَّايَ فَتَقُولُهُ اتَّخَذَاللهُ وَلَدًا وَأنَاالأَحَدُالصَّمَدُلَمْ ألِدْ وَلَمْ اُلَدْ وَلَمْ يَكُنْ لِى كُفُوًا أحَدٌ [رَوَاهُ الْبُخَارِى]

2. Ebû Hüreyre (r.a.)’dan rivayetle, dedi ki: Resulüllah (s.a.s.) şöyle dedi: “Allahu Teâlâ buyurdu ki: “Âdemoğlu, beni yalanladı, hâlbuki onun beni yalanla¬masına hakkı yoktur. Âdemoğlu, hakkı olmadan bana kötü konuştu (bana sövdü), oysa bana sövmesine hakkı yoktur. Onun beni yalanlaması, “Benim kendisini ilk kez yarattığım gibi tekrar diriltmeyeceğimi söy¬lemesidir.” Oysaki benim için, bir şeyi sonradan diriltmek, ilk kez yaratmak¬tan daha zor de¬ğildir. Bana kötü konuşması ise, “Allah ken¬dine oğul edindi” demesidir. Oysaki ben, tek ve her şeyden müs¬tağni olan (samed olan) Allah’ım. Doğurmadım, doğurulma¬dım ve hiçbir şey bana denk olmadı.”1
________________________________________
1 Buharî: Tefsir: ihlas Suresi, Nesât: Cenaiz

Hadis’in şerhi

“Âdemoğlu Beni yalanladı” denilirken, bunlardan bazıları kas¬tedilmektedir ki, onlar da yeniden dirilişi inkâr edenlerdir. Yahut bu ifade ile cins, yani Âdemoğullarından gelenler kastedilmiş ola¬bilir.
“Hakkı yoktur” demek “Âdemoğlunun Beni yalanlamaya hakkı yoktur” demektir.

Allahü Teala'nın burada, bir şeyi tekrar diriltmenin, onu yok¬tan varetmekten zor olmayacağını bildirmesi, insanların, akılları icabı bunu anlamalarını istemesi manasınadır. Esasında Allah nazarında ikisi de aynıdır, O bir şeyi yaratmak istediğinde ona "ol" der, o da oluverir.
Kişinin Allah Tealaya oğul isnad etmesinin kötü söz olması ise, bu iddia Allahü Tealaya noksanlık nisbet etmek olduğu içindir. Çünkü çocuk, kendisini sulbünde taşıyan, sonra bir ana rahmine koyan babadan meydana gelir. Bunun öncesinde nikâh olması gerekir. Allahü Teâlâ bütün bunlardan münezzehtir.

"Doğurmadım, doğurulmadım". Çünkü Allahü Teâlâ kendi zatıyla vardır. O, ezelîdir, bütün varlıklardan önce O var idi. Doğurulan her şey sonradan olduğu için, Allahü Teâlâ Hakkında doğurulma özelliği mümkün değildir, çünkü bu bir noksanlıktır.

Şeyh îzzeddin ibni Abdüsselam (r.aleyh) şöyle söylemiştir: Allah'tan nefy edilen şeyler iki kısımdır: Birincisi; uyku, uyuklama, ölüm gibi noksan sıfatlar, ikincisi; O'nun kema¬line ortak koşulması hali, şirk.

İhlâs suresinde: "Doğurmamıştır, doğurulmamıştır" denilir¬ken noksan sıfatlar nefyedilmektedir. Çünkü doğuran da, doğurtan da cisimden oluşurlar. Aynı zamanda bunlar, değişikliğe maruz kalanlardandırlar. Değişikliğe maruz kalma hali de Allah'a yakışmayacak bir noksanlık halidir.,

Hadiste geçen “samed” kelimesinin anlamı; otoriterliğin ve efendiliğin en yüce, en üst mertebesidir ki, hiçbir şey O’nun üzerinde egemen olamaz.
Yüce Allah’ın (c.c.) “küfüven” kavlinin manası da or¬tağının, benzerinin, denginin olmamasıdır.

Ebu Abdullah el-Buharî Rahmetullahi Aleyh şöyle demiştir:
Yüce Allah'ın "Allah samed'dir" sözünde geçen 'samed' keli¬mesini Araplar, ileri gelen kişilerini isimlendirmede kul¬lanırlardı.

Ebu Seleme'nin kardeşi Ebu Vail de 'samed' en üst mertebeye çıkmış efendidir, diyor.

İbni Abbas (r.a), şöyle demiştir: O (c.c), bütün ya¬ratıkların ihtiyaçlarını kendisine arzetmeleri itibariyle sameddir. O (c.c), bu sıfatla mutlak manada mevsuftur. O (c.c), yarattıklarından, her bakımdan müstağnidir. O'ndan (c.c) başka her şey ise her bakımdan O'na (c.c) muhtaçtır.

El-Hasen ve Katade: O'nun (c.c) yarattıklarından sonra baki olması itibariyle 'samed' sıfatı aldığını söylemişlerdir. Yine el-Hasen 'samed'in her zaman diri ve baki olan, hiç zeval bulmayacak olan manası taşıdığını söylemiştir

Dahhak ve es-Suda 'samed'in hiçbir ihtiyacı olmayan anlamında olduğunu söylemişlerdir.

Abdullah İbni Yezîd de, "samed, parıldayan ışık anlamındadır" demiştir.
Bu sıfatların hepsi Allahü Teâlâ hakkında geçerli ve uygun sıfatlardır.

Kastallanî, Futuhu'l-Gayb adlı kitabında Gazalî'den naklen şöyle söylemiştir: "Allah birdir" sözü Allah'ın kendi mukaddes ve münezzeh zatını isbatına delildir. “Samed” sıfatı ise Allahü Teâlâ hakkında bütün ihtiyaçların nefyini, yani Allah'ı her türlü ih¬tiyaçtan müstağni olarak bilmeyi, kendinden başka her şeyin de O'na muhtaç olduklarını bilmeyi gerektirir,

Allah ihlâs suresinde başkalarının kendi hakkında söylediği noksan sıfatları zatından nefyetmiştir. Allahü Teâlâ’yı bilmenin en açık yolu yaratıklara ait sıfatları O'ndan nefyetmek, yani O'nu bu gibi sıfatlardan münezzeh bilmektir.2
________________________________________
2 Kastallanî Şerhi'nden

Âdemoğlu Dehre Küfreder

عن أبى هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قَالَ قَالَ رَسُول اللّهِ صَلّى اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ اللهُ تَعَالَى يُؤْذِينِى إبْنُ آدَمَ يَسُبُّ الدَّهْرَ وَأنَاالدَّهْرُ بِيَدِيَ الأمْرُ اُقَلِّبُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ [مَتّفّقٌ عَلَيْه رَوَاهُ الْبُخَارِى و أحْمَد]

3. Ebû Hüreyre (r.a.)’dan, o şöyle dedi: Resulüllah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Allahu Teâlâ şöyle buyurdu: “Âdemoğlu dehre (za¬mana) söverek bana eziyet eder. Dehr benim; iş benim elim¬dedir, gece ile gündüzü birbiri ardınca ben getiririm.”1
________________________________________
1 Buhari Tefsir, Casiye Suresi, Tevhid, Müslim: Elfaz, Ebu Davud: Edeb, Nesai: Tefsir; Ahmet b. Hambel;

Hadis’in şerhi

"Âdemoğlu Bana eziyet eder" denirken, kişinin muhatabının hoşuna gitmeyecek ve bu yüzden muhatabının rahatsızlık duy¬masına vesile teşkil edecek sözler sarfettiğine işaret ediliyor. Haki-katte Allahü Teâlâ kendisine başkalarının eziyet etmesi halinden münezzehtir.

Yüce Allah’ın: “Âdemoğlu bana eziyet ediyor...” kavli ile ilgili; İmam Kurtûbî (r.aleyh) şöyle demektedir: “Hakkında eziyet edilmesi caiz olan ve mümkün bulu¬nan eziyet verici sözlerle bana eziyet etmekte, (bana eziyet ver¬mektedir).” manasındadır. Yüce Allah, kendisine eziyet türü ifadele¬rin (sözlerin) vs. izafe edilmesinden münezzehtir. Aynı şekilde bu söz de alabildiğince genişletilebilmektedir. Öyleyse kast edilen “Her kim bu sözlerden birisini söyleyecek olursa Allah’ın (c.c.) gazabına müstahak olur.” anlamıdır.

Yüce Allah’ın: “Ben zamanım (dehrim)” kavlinin manasına gelince; bu konu hakkında da İmam Hattâbî (r.aleyh) şöyle demektedir: “Bunun manası şudur: “Ben zamanın sahibiyim, za-mana nispet edilen işlerin evirip çevireniyim. Öyleyse her kim bu işlerin faili olduğu için zamana sövecek olursa, onun sövmesi, bu işlerin faili olan Rab Teâlâ’ya dönecektir.” (İmam Hattâbî’den muhtasar olarak.) Yüce Allah (c.c.) en iyisini bilendir.

Hadisteki ifade ile dehre küfredenin bu sözü ile kendini, Allah huzurunda bir eziyet ve rahatsızlığa maruz bıraktığı belirtilmek istenmektedir.

"Dehre küfreder" denirken insanın başına bir musibet geldiği zaman bunu dehrden (zamandan) bilerek ona "Allah belanı versin ey dehr (zaman)" gibi sözler söylemesi kastedilmektedir.

"Dehr Benim" demek, yani 'dehri, zamanı yaratan, onun içinde cerayan eden hâdiseleri yaratan benim' demektir. Bunun için ha¬diste "iş Benim elimdedir" ifadesine yer veriliyor. Yani 'sizin deh¬re (zamana) nisbet ettiğiniz iş gerçekte Benim elimdedir. Siz o işten dolayı dehre (zamana) küfredersiniz, ama o durumu Ben kendi kudretimle varettim. Dehrin, (zamanın) bir hadisenin meydana gelişinde asla tesiri yoktur'. "Gece ile gündüzü birbiri ardına getiren Benim". Yani 'gece ve gündüzde meydana gelen bütün hâdiseleri meydana getiren, çeviren Benim.

Yani, Âdemoğlu başına gelenleri dehrden (zamandan) sanarak ona sövdüğü zaman bu ifade – Allah muhafaza eylesin – şanı yüce olan Allah'a gider. Çünkü gerçek yaratıcı O’dur. Dehr (zaman) ise bu işlerin vukua geldiği bir çerçeve niteliğindedir.

Hadisi şerifte genel manada "dehr üzerinde tasarrufta bu¬lunan benim" denilmek istenmiştir. Ancak lafzı kısaltmak ve manayı genelleştirmek için "dehr Benim" şeklinde kısa ifade kullanılmıştır.

Bu hadisi şerif, inancı düzeltmeyi ve konuşurken edepli olmayı insanlara öğretmek için söylenmiştir. İnsanlar günlerin ve gecelerin geçmesinin canların helakine tesir ettiğine inanıyor ve bütün hadiseleri bu yüzden zamana nisbet ediyorlardı. Şiirleri zamandan şikâyette bulunan ifadelerle doluydu.

"Ey kötü yüzlü dehr. Ey yokolası dehr" derlerdi.
Noksan sıfatlardan münezzeh şanı pek yüce olan Allah Teâlâ bütün hadiseleri tek başına yaratır. Zaman ise hadiselerin zarfı, yani içinde meydana geldiği şeydir. Bunun için insan dehre sövmekten nehyolunmuştur.2
________________________________________
2 Kastallanî Şerhi; Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler

Hastayı Ziyaret Etmenin Fazileti

عن أبى هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قَالَ قَالَ رَسُول اللّهِ صَلّى اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إنَّ اللهُ تَعَالَى يَقُولُ يِوْمَ الْقِيَامَةِ يَاابْنِ آدَمَ مَرَضْتُ فَلَمْ تَعُدْنِى قَالَ يَارَبِّ كَيْفَ أعُودُ وَأنْتَ رَبُّالْعَالَمِينَ قَالَ أمَا عَلِمْتَ أنَّ عَبْدِى فُلاَنًا مَرِضَ فَلَمْ تَعُدَهُ أمَا عَلِمْتَ أنَّكَ لَوْ عُدْتَهُ لَوَجَدْتَنِى عِنْدَهُ يَاابْنِ آدَمَ اِسْتَطْعَمْتُكَ فَلَمْ تُطْعِمْنِى قَالَ يَارَبِّ كَيْفَ اُطْعِمُكَ وَأنْتَ رَبُّالْعَالَمِينَ قَالَ أمَا عَلِمْتَ أنَّهَُ اِسْتَطْعَمْتُكَ عَبْدِى فَلَمْ تُطْعِمْهُ أمَا عَلِمْتَ أنَّكَ لَوْ أطْعَمْتَهُ لَوَجَدْتَ ذلِكَ عِنْدِى يَاابْنِ آدَمَ اِسْتَسْقَيْتُكَ فَلَمْ تُسْقِنِى قَالَ يَارَبِّ كَيْفَ أسْقِيكَ وَأنْتَ رَبُّالْعَالَمِينَ قَالَ اِسْتَطسْقَاكَ عَبْدِى فُلاَنٌ فَلَمْ تُسْقِهِ أمَا عَلِمْتَ أنَّكَ لَوْ سَقَيْتَهُ لَوَجَدْتَ ذلِكَ عِنْدِى [رَوَاهُ الْمُسْلِمُ]

4. Ebû Hüreyre (r.a.)’dan rivayetle, dedi ki: Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Allahu Teâlâ kıyamet gününde: “Ey Âdemoğlu! Ben hasta oldum beni ziyaret etmedin?” diye bu¬yurur. Kul da:
“Ey Rabbim! “Sen âlemlerin Rabbi olduğun halde seni nasıl ziyaret ederim?” diye cevap verir. Allahu Teâlâ da: “Bilmiyor musun ki, filanca kulum hasta oldu ve sen de ziyaret etmedin. Bilmez misin ki sen onu ziyaret etseydin, Beni onun yanında bulurdun?” diye buyurdu. Allah (c.c.): “Ey Âdemoğlu! Senden yiyecek istedim ve sen de verme¬din?” diye buyurdu. Kul da: “Ey Rabbim! Sen âlemlerin Rabbi iken sana nasıl yiyecek vereyim?” der. Allahu Teâlâ: “Bilmiyor musun ki filanca kulum senden yemek istemişti ve sende vermedin? Bilmez misin ki sen ona yiyecek verseydin bunu Benim yanımda bulurdun” diye bu¬yurur. Allah (c.c.): “Ey Âdemoğlu! Senden su istedim, su ver¬medin!” diye buyurur. Kul da: “Ey Rabbim! Sen âlemlerin Rabbi iken sana nasıl su vereyim” der. Allahu Teâlâ’da: “Bilmez misin ki filanca kulum senden su istemişti ve sen de vermedin, bilmez misin ki; sen ona su verseydin bunu Benim yanımda bulurdun” diye buyurur.”1
________________________________________
1 Müslim: Kitabu'l-Birr ve's-Sıla ve'l-Edeb'in "Hasta Ziyaretinin Fazileti"

Hadis’in şerhi

Hadisi şerifte bildirildiği üzere, Yüce Allah'ın kulunu kastede¬rek "hastalandım, Beni ziyaret etmedin" diye buyurmasının, ger¬çekte kulun şeref ve üstünlüğünü göstermek için olduğu âlimle¬rimiz tarafından ifade edilmektedir. Ayrıca bununla kulun Al¬lah'a yakınlığı da bildirilmiş olmaktadır.

"Beni onun yanında bulurdun" denilirken "Benim sevabımı onun yanında bulurdun; ihsanımı, rahmetimi onun yanında bu¬lurdun" manası kastedilmektedir. Hadisin devamında "eğer sen ona yiyecek vermiş olsaydın, o verdiğini Benim katımda bulurdun" denmesi de bu manayı kuvvetlendirmektedir. Yani bu verdiğin şey¬lerin sevab ve karşılığını Allah katında bulurdun, denilmektedir. En doğrusunu bilen Allah'tır.

Bu hadis aynı zamanda, hasta ziyaretinin, ihtiyaç içinde olana yiyecek vermenin, su içirmenin faziletini bildiriyor. Şüphesiz bü¬tün bu işler ahlaki üstünlüklerdendir, islam da bu ahlaki üstünlüklere çağırmaktadır. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v)’de, bu ahlaki üstünlükleri tamamlamak üzere gönderilmiştir.

Müslim, ilgili bölümde bu hadisten önce hasta ziyaretinin fazile¬ti ile ilgili olarak başka hadisler de rivayet ediyor. Onlardan birinde "kim hasta ziyaret ederse dönünceye kadar cennet meyvelerinden toplamaya devam eder" denilmektedir. Nevevî diyor ki: Bu, kişinin cennete girmesi ve meyvelerinden toplaması ile te'vil olunmaktadır.
Sa'îd der ki: Ebu İdris el-Havelanî bu hadisi rivayet ederken iki dizi üzerine oturdu.2
________________________________________
2 Nevevî'nin Sahih-i Müslim Şerhi

Kör Olanın Sabretme¬sinin Fazileti

عن أنس رَضِىَ اللّهُ عَنْه قال: سَمِعْتُ النَّبىَّ صَلَّي اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ: قَالَ اللّهَ سُبْحَانَهُ وَ تَعَالى إِذَا ابْتَلَيْتُ عَبْدِي بِحَبِيبَتَيْهِ، ثُمَّ صَبَرَ عَوَّضْتُهُ عَنهُماَ الجَنَّةَ: يُرِيدُ عَيْنَيْهِ [رَوَاهُ أحْمَدُ وَالبُخَارِى]

5. Enes bin Malik’ten (r.a.) rivayetle, dedi ki: “Ben Nebî (s.a.s.)’in şöyle dediğini duydum:
“Allahu Teâlâ buyurdu ki: “Kulumun iki sevdiğini (gözlerini) ondan aldığımda, buna sabır gösterirse, onlara karşılık olarak Cenneti veririm.”1
________________________________________
1 Buhari Merdâ, Tirmizî: Zühd, Ahmet b. Hambel

Hadis’in Şerhi:

Hadiste geçen iki sevdiğinden murad iki gözüdür. Çünkü bunlar insan için en sevimli azalardan sayılmaktadır. Nitekim bunların gitmesiyle kişi görmek istediği şeylerden mahrum kalacaktır. Gerek göreceği vakit sevineceği ve gerekse göre¬ceği zaman (kaçıp) bakmamak sûretiyle (sevaba gireceğidir.)

Bu hadîsle ilgili olarak el-Feth'de şöyle deniliyor:
Faydalı olan sabır, belanın ilk başa geldiği andaki sabırdır. Kişi o anda işini Allah'a havale ederek O'na teslim olmalıdır. Eğer ilk anda sabredemez sıkılır, sonra artık her şeyden ümit kesince sab¬rederse istenilen karşılığa kavuşamaz.

Hadîsi şerifte şöyle deniliyor: "Mü'minin; yorgunluk olsun has¬talık olsun, düşünce olsun, üzüntü olsun, hatta ayağına diken bat¬ması bile olsun, her ne musibet başına gelirse, Allah ona karşılık günahlarını bağışlar".

Musibete karşılık alınacak ecir, ona sabretmeye, Allah'ın hük¬müne razı olmaya, Allah'ın emrine teslim olmaya ve bela karşısın¬da sızlanmamaya bağlıdır.

Belayı rıza ile karşılamayanın, Allah'ın hükmüne teslim olma¬yanın ise alacağı bir ecir ve sevap yoktur. Doğru olan iman ise, Al¬lah'a, Meleklerine, Kitaplarına, Peygamberlerine, Kıyamet Günü¬ne, Kadere, Hayır ve Şerrin, Acı ve Tatlı her şeyin Allah'tan gel¬diğine inanmaktır. Ey Allah'ım bize halis bir iman ver, kazanı ve kaderini bize tatlı göster, gizli ve açık fitnelerin kötülüğünden bizi koru. Âmin.2
________________________________________
2 Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler,

İmtihan karşısnda Hamd ve sabır

عَنْ شَدّادِ بْنْ أوْسٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ سَمِعْتُ رَسُلُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ إنَّ اللهَ عَزَّ وَجَلَّ يَقُولُ إِذَا ابْتَلَيْتُ عَبْدًا مِنْ عِبَادِي مُؤْمِنًا فَحَمَدَنِى وَصَبَرَعَلَى مَاابْتَلَيْتُهُ فَإنَّهُ يَقُومُ مِنْ مُضْجِعِهِ ذَلِكَ كَيَوْمَ وَلَدَتْهُ اُمُّهُ مِنَ الْخَطَايَا وَيَقُولُ الرَّبُّ تَبَارَكَ وَتَعَالَى لِلْحَفَظَةِ إنِّى قَدْ قَيَّدْتُ عَبْدِى هَذَا وَابْتَلَيْتُهُ فَأجْرُوالَهُ مَاكُنْتُمْ تَجُرُونَ لَهُ وَهُوَ صَحِيحٌ [رَوَاهُ أحْمَدُ]

6. Şeddad b. Evs (r.a)’den; Resulüllah (s.a.v)’dan şöyle işittim: Allah (c.c) byurdu ki; Mümin kulumu (hastalık vs. ile) imtihan ettiğim zaman bana hamd eder ve imtihana sabrederse yattığı yerden anasından doğduğu gün gibi günahsız olarak kalkar. Ve Allah Tebarke ve Teâlâ hafaza meleklerine buyurur ki; ben bu kulumu (yatağa bağlayıp) ibadetten alıkoymak suretiyle imtihan ettim. Ona sihhatli olduğunda yazdığınız gibi (mükâfat) yazın.1
________________________________________
1 Ahmed b. hambel

Humma Benim Ateşimdir, Onu Dünyada Mümin Kuluma Musallat Ederim...

عن أبى هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قَالَ إنَّ رَسُول اللّهِ صَلّى اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَادَ مَرِيضًا فَقَالَ أبْشِرْ فَإنَّ اللهُ تَعَالَى يَقُولُ هِيَ نَارِي اُسَلِّطُهَا عَلَى عَبْدِى الْمُؤْمِنِ فِى الدُّنْيَا لِتَكُونَ حَظَّهُ مِنَ النَارِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ [رَوَاهُ أحْمَدُ وَابْنِ مَاجَهُ وَبَيْهَقِي فِي شُعبِ الإيمَانِ]

7. Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet edildiğine göre Resulüllah (s.a.v) bir gün humma ateşine tutulmuş bir hastayı ziyaret etti. Resulüllah (s.a.v) hastaya şöyle dedi:
"Müjdeler olsun, Allah buyurur ki, o (yani humma) Benim ateşinidir, ahiretteki cehennem ateşinden nasibini karşılaması için onu dünyada mü'min kuluma musallat ederim.1
________________________________________
1 Ahmed b. Hambel, İbni Mace Humma; Beyhaki: Şu’bul-iman

Allah’ın bağşlaması

عن أنس رَضِىَ اللّهُ عَنْه إنَّ رَسُول اللّهِ صَلّى اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ الرَّبَّ سُبْحَانَهُ وَ تَعَالى يَقُولُ وَ عِزَّتِى وَجَلاَلِى لااُخْرِجُ أحَدًا مِنَ الدُّنيَا اُرِيدُ أنْ أغْفِرَلَهُ حَتَّى اسْتَوْفِى كُلَّ خَطِيئَتِهِ فِى عُنُقِهِ بِسَقَمٍ فِى بَدَنِهِ وَاقْتَارٍ فِى رِزْقِهِ [رَوَاهُ رَزِيّنٌ]

8. Enes b. Malik (r.a.)’dan Resulüllah (s.a.s.), şöyle buyurdu:
Yüce Allah Tebareke ve Teâlâ buyurdu ki, İzzetim ve celalime yemin olsun ki; Affetmek istediğim kulumu bedenine hastalık ve rızkına darlık vererek boynundaki bütün gühalarından arındırmadan dünyadan çıkarmam.1
________________________________________
1 Reziyyun

Allah Hakkında Hüsnü Zan Üzere Bulunma'

عَنْ وَائِلَةَ إنَّ رَسُول اللّهِ صَلّى اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ قَالَ اللّهَ تَعَالَى أنَا عِنْدَ ظَنِّ عَبْدِى بِى فَلْيَظُنُّ بِى مَاشَاءَ [رَوَاهُ طَبَرَانِى وَالْحَاكِم] )سَنَدٍ صَحِيحٍ(

9- Ebû Hüreyre (r.a.)’dan rivayetle, Resulüllah (s.a.s.) şöyle dedi:
“Allahu Teâlâ şöyle buyurdu: “Ben, kulumun beni zan ettiği (Benim hakkımdaki düşüncesi) üzereyim. Beni dilediği gibi zannetsin.”1
Hâkim Bu hadisin senedi sahihtir der.
________________________________________
1 Hâkim, Taberanî

Hadis’in Şerhi

"Ben kulumun beni zan ettiği (Benim hakkımdaki düşüncesi) üzereyim". Yani eğer kulum Benim kendi amellerini kabul edeceğime ve onlara karşılık sevab vereceğime, tevbe ettiği zaman kendini bağışlayaca¬ğıma kanaat getirirse, onu bu kanaatinde doğru çıkarırım. Eğer Benim bunları yapmayacağımı zannederse o zaman da zannettiği gibi yaparım.

Burada reca (ümid) tarafını havf (korku) tarafına tercih etmeye işaret vardır. Bazı tahkik ehli, bu düşüncenin ölüm ânında olmasının gerek¬tiğine kani olmuşlardır. Daha öncesi hakkında ise üç görüş vardır:

En doğrusu orta yol üzere olmaktır. Kişi için uygun olan Al¬lah'ın vaadi gereğince amellerini kabul edeceğine ve kendini bağışlayacağına inanarak ibadet görevlerini hakkıyla yerine ge-tirmeye çalışmaktır. Allah vaadettiğinin aksini yapmaz. Kim Al¬lah'ın kendini affetmeyeceğine inanır veya böyle bir zanna kapılırsa o, Allah'ın rahmetinden ümid kesmiş olur ki, bu da büyük günahlardandır. Böyle bir inanç üzere ölen kişi inancı ile başbaşa bırakılır.

İsyana devamla beraber, bağışlanacağını zannetmek ise kupku¬ru cahillik ve kendini benlik içinde görmekten başka bir şey değildir.

Kadı İyaz "Ben kulumun Benim hakkımdaki düşüncesi üzere¬yim" sözünün manası şudur der: 'Bağışlama dilediğinde kendisini bağışlayacağımı, tevbe ettiğinde tevbesini kabul edeceğimi, dua ettiğinde duasını kabul edeceğimi; Benden iste¬diğinde istediğini vereceğimi umarsa, umduğunu veririm.

Bundan kastedilenin ümid, af dileme olduğu söylenmiştir, esah olan da budur.2

________________________________________
2 Kastallariî Şerhi; Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler,

Allah'ın Salih Kulları İçin Hazırladığı Nimetler

عن أبى هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه أنَّ رَسُولَ اللّهِ صَلّى اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: قالَ اللّهُ تَعالى أعْدَدْتُ لِعِبَادِىَ الصَّالِحِينَ مَالاعَيْنٌ رَأتْ وَلاَ اُذْنٌ سَمِعَتْ وَلاَخَطَرَعَلَى قَلْبِ بَشَرٍ [رَوَاهُ أحْمَدُ والبُخَارِى وَمُسْلِم وَالتِّرْمِذِى وَابْنِ مَاجَه]

10. Ebu Hureyre (r.a)'den Resulüllah (s.a.v)'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir.
"Allah buyurdu ki, Ben salih kullarım için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı ve hiçbir beşerin hatırına gel¬meyen nimetler hazırladım..1
________________________________________
1 Buharî: Bedu't- Tefsir, Secde Suresi, Müslim: Cennet, Tirmizi: Tefsir, Vakıa Suresi, İbni Mace: Zuhd

Hadis’in şerhi

Hammâd İbn Seleme’nin Sabit İbn Ebu Râfi'den, onun da Ebu Hü¬reyre (r.a.)den —Hammâd der ki: Öyle sanıyorum ki o Hz. Peygamber (s.a.)den nakletti— rivayetine göre o, şöyle demiştir: Kim cennete gi¬rerse nimete gark olur, yoksul ve muhtaç olmaz. Elbiseleri eskimez, gençliği sona ermez. Cennette hiç bir gözün görmediği, hiç bir kulağın işitmediği ve hiç bir beşer kalbine gelmeyen şeyler vardır.2

«Hiç kimse işledikleri (iyi faydalı) amellerine karşılık, gözlerin aydınlığı olarak nelerin saklandı¬ğını bilmez.»
Ne birbirini iz¬leyen gece ile gündüzün tekrarı, ne ayların, mevsimlerin ve yılların birbi¬rini kovalaması vardır. Sonsuz bir hayat, sonsuz ve sınırsız nimetlerle dop¬dolu kılınmış, insanların ardı arkası gelmeyen arzularına cevap verecek bollukta ve çeşitlilikte var kılınarak istifade düzeyine getirilmiştir. Ancak hem o âlemin, hem de içindeki şartların ve nimetlerin misali yoktur. Aynı zamanda oradaki hayat kanunlarını da bilmiyoruz. Kur'ân-ı Kerim’de Secde 17. ayetle bu hususa değinilerek bize ön bilgi verilmekte, «Hiç kimse işledikleri (iyi yararlı) amellerine karşılık gözlerin aydınlığı olarak nelerin saklandığını bilmez» buyrularak o nimetlerin dün¬ya nimetlerine benzemediğine ve modellerinin bulunmadığına işaret edil-mektedir. Resulüllah (A.S.) Efendimiz de bu ayeti açıklarken şöyle bilgi vermiştir: «Orada hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiç¬bir kalbin düşünemediği nimetler hazırlanmıştır.»3

Meleklerden ve peygamberlerden hiçbir kimse, müminlerin gizleyip insanlara gösteriş olarak sunmadıkları salih amellerine karşılık tam mü¬kâfat olarak Allah'ın kendileri için sevaplarını, gizlediği cennetlerdeki da¬imî nimetlerin ve hiçbir kimsenin benzerlerine muttali olmadığı lezzetlerin büyüklüğünü mutlak olarak hiçbir kimse bilemez.

Bu müminlerin mükâfatı gayet açık ve çok büyüktür. Bunun gereği¬ni Allah'tan başka hiçbir kimse bilmez. Kendilerine ait nimetleri ne bir in¬san ne de bir melek, hiçbir kimse bilemez.
Bu ikram, cennet ehli içinde mertebesi en yüksek olana mahsus idi. Nitekim bu durum açıkça Sahih-i Müslim'de, Mugire b. Şu'be'den merfû olarak Peygamberimiz (s.a.)'in şu hadis-i şerifinde anlatılmaktadır:

"Hz. Musa (a.s.) Rabbinden şöyle niyazda bulundu: Ya Rabbi! Cennet ehli arasında derecesi en düşük olan kimdir? dedi. Cenab-ı Hak şöyle bu¬yurdu: Bu kişi bütün cennet ehli cennete girdikten sonra getirilir. Kendisine: Cennete gir, denilir. O kişi: Ya Rabbi! Herkes köşklerine girdiği ve alacaklarını aldığı halde bu nasıl olur? der. Ona: Senin dünya krallarından bir kralın mülkü gibi mülkün olmasına ra¬zı olur musun? denilir. O da: Razı oldum ya Rabbi, der. Cenab-ı Hak: Bu, bunun bir misli, bir misli daha, onun bir misli, onun da bir misli ve onun da bir misli senin olsun, der. Beşincisinde o kişi: Razı oldum ya Rabbi, der. O kişiye: Bu ve bunun on misli senin olsun.

Gönlünün arzu ettiği her şey, gözlerinin görüp de beğendiği her şey, senin olsun, denilir. O kişi: Razı oldum ya Rabbi, der. Hz. Musa (a.s): Peki, cennet ehlinin en üstün mertebede olanı? diye sordu. Cenab-ı Hak: Bu ifade ettiğin kimselerin ikramını bizzat kudret elimle diktim ve üzerini mühürledim. Bu ikramı hiçbir göz görmemiş, hiçbir kulak işitme¬miş ve bu ikram hiçbir beşer kalbine doğmamıştır." Ravi diyor ki: Bunun Allah'ın kitabından delili şu ayet-i kerimedir: "Hiçbir kimse onlar için yaptıklarının karşılığı olarak saklanan, gözlerin nuru olacak nimetlerin neler olduğunu bilemez."4
________________________________________
2 İbni Kesir tefsiri
3 Asrın Kuran Tefsiri
4 Tefsir-i Münir

Allah’ın takdirine raz olmak

عَنْ أبِى هِنْدِالدَّارِى رَضِيَ اللّهُ عَنْه عَنْ رَسُول اللّهِ صَلّى اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قالَ اللّهُ تَعالى: مَن لَمْ يَرْضَ بِقَضَائِى وَلَمْ يَصْبِرْ عَلَى بَلاَئِى فَلْيَلْتَمِسْ رَبًّا سِوَائِ [رَوَاهُ الطَبَرَانِى] [بِسَنَدٍ ضَعِيفٍ]

11- Ebu Hind’id-Darî (r.a)’den Resulüllah (s.a.v)'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir.
“Allah buyurdu ki, Kim benim kazama (takdir ettiğim hükmüme) razı olmaz ve benim imtihanıma (verdiğim bela ve musibetlere) sabretmezse benden başka bir rab arasin.”1
Taberanî bu hadisin senedinin zayıf olduğunu söylüyor.
________________________________________
1 Taberanî

Orucun Fazileti

عن أبى هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه عَنْ رَسُول اللّهِ صَلّى اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قالَ اللّهُ تَعالى: كُلُّ عَمَلِ ابْنِ آدَمَ لَهُ إلاَّالصِّيَام فَإنَّهُ لِى وَأنَا أجْزِى بِهِ [رَوَاهُ البُخَارِى وَمُسْلِمٌ]

12. Ebû Hüreyre (r.a.)’dan rivayet edilmiştir: “Resulüllah (s.a.s.) buyurdu ki:
“Allah Azze ve Celle buyurdu ki: “Âdemoğlunun her ameli ken¬disi içindir, oruç ise bundan müstesnadır. O benim içindir, onun karşılığını Ben veririm.1
________________________________________
1 Buharî: Siyam, Libas, Tevhid; Müslim: Siyam; Muvatta: Cami'üs-Sıyam;
Tirmizî: Savm; İbni Mace: Siyam; Nesâl: Siyam

Hadis’in Şerhi

"Oruç benim içindir", yani oruç tutmada gösteriş payı yoktur. Oruç tamamen Benim rızam için yerine getirilen bir ibadettir. Çünkü kul onunla Benden başkasına ibadet etmez. Yahut: O Be-nimle kulum arasında bir sırdır, kulum o ibadeti yalnız Benim rızam için yapar.

"Onun karşılığını Ben veririm" yani oruç tutanın sevabını Ben veririm. Biliriz ki, Kerim olan, bir şeyin karşılığını vermeyi ken¬dine has kılarsa vereceği karşılık, yapacağı ihsan olur. Verilecek karşılık sayıya ve hesaba gelmeyecek derecede kat kat olacaktır.

İlim adamları, kendilerine kat kat sevab verilecek olanların, oruçlarına günah karıştırmamış kimseler olduğu üzerinde ittifak etmişlerdir.

Bunun için: Oruçlu için iki rahatlık vardır, denilmiştir. Birinci¬si iftar vaktinde, bu dünya zevklerinden hoşlanan ruhun duyduğu rahatlık, diğeri Rabbine kavuştuğu andaki rahatlık, bu da rabbani ruhun duyduğu rahatlıktır. Oruç kişiyi Rabbine kavuşma ve O'nu müşahede etme nimetine ulaştırmaktadır.2

Nevevî Rahmetullari Aleyh de Müslim şerhinde şöyle diyor: Kişi kötü konuşmaktan, cahillik etmekten, başkasıyla münaka¬şaya girmekten, ona buna sataşmaktan sadece oruçlu iken men edilmiş değildir. Herkes bu gibi kötülüklerden men olunmuştur. Ancak bu yasak oruçlu hakkında daha da kuvvet kazanmaktadır.

"Yüce Allah buyurur ki: Âdemoğlunun her ameli kendinedir, oruç ise müstesna, o Benim içindir" sözüyle ne kastedildiği hakkında ilim adamları ihtilaf etmişlerdir. Çünkü bütün taatler Allah için yapılır. Bazıları der ki: Oruç yalnız Allah için yapılan bir ibadettir. Allah'tan başkası için oruç ile ibadet edilmiş değildir. Kâfirler tapındıkları şeylere secde, sadaka, zikir ve benzeri şeylerle tazim ettikleri halde, hiçbir asırda oruç ile tazim etmiş değillerdir.

Bazılarının açıklamasına göre ise; oruç gizli olduğu için riya¬dan uzak bir ameldir. Namaz, hacc, cihad, sadaka ve benzeri ameller ise açıktan yapılır.
Bazıları da şöyle demişlerdir: Diğer ibadetlerdekinden farklı ola¬rak oruçlu için kendine ve nefsine bir pay yoktur. (Yani dünyalık olarak).

Yine denilmiştir ki: Yeme ve içmeden uzaklık, Allah'ın sıfatlarındandır. Kul da bu sıfata müteallik bir amel ile Allah'a yaklaşmaktadır. Gerçekte ise Allah'ın sıfatlarına hiçbir kimsenin sıfatı benzemez, yani Allah'ın sıfatları zatına mahsustur.

Bazılarına göre ise, "oruç Benim içindir" sözünün manası "onun ne kadar bir sevaba layık olduğunu yalnız Ben bilirim" dir. Diğer ibadetlerin sevaplarını ise Allahü Teâlâ bazı yaratıklarına açıklamıştır.

Ve yine denilmiştir ki: Oruç teşrif için, yani şerefinin üstünlüğünün belirtilmesi için Allah'a nisbet edilmiştir. "Allah'ın devesi" sözünde olduğu gibi. Esasında bütün âlem Allah'ındır. Bu hadis orucun üstünlüğünü bildirmekte, ona teşvik etmekte ve oruç için sabır göstermeye çağırmaktadır.

"Onun karşılığını Ben veririm" sözü orucun üstünlüğünü ve sevabının çokluğunu bildirmektedir. Çünkü kerim olan, bir şeyin karşılığını vermeyi kendi üzerine alırsa, bu karşılığın pek büyük olacağı anlaşılır.3
________________________________________
2 Kastallanî'den
3 Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler,

Allah'ın İyî Amellerin Karşılığını Kat Kat Vermedeki Cömertliği

عن أبى هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه عَنْ رَسُول اللّهِ صَلّى اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قالَ اللّهُ تَعالى: إذَاهَمَّ عَبْدِى بِحَسَنَةٍ وَلَمْ يَعْمَلْهَا كَتَبْتُهَالَهُ حَسَنَةً فَإنْ عَمِلَهَاكَتَبْتُهَا عَشَرَحَسَنَاتٍ إلَى سَبْعَمِأة ِضِعْفٍ وَإذَاهَمَّ بِسَيِّئَةٍ وَلَمْ يَعْمَلْهَا لَمْ أكْتُبْهَأعَلَيْهِ فَإنْ عَمِلَهَ اكَتَبْتُهَا سَيِّئَةً وَاحِدَةً [رَوَاهُ البُخَارِىُّ وَ مُسْلِمُ وَالتِّرْمِذِىُّ]

13. Ebû Hüreyre (r.a.)’dan gelen bir rivayet de, Resulüllah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Allahu Teâlâ buyurdu ki: “Kulun bir iyilik yapmayı düşünüp de onu yapmadığı zaman ona bir sevap yazarım. Şayet bu iyiliği işleyecek olursa sevabını on kattan yedi yüz katına kadar yazarım. Şayet kulum bir kötülük düşünüp de işlemeyecek olursa buna günah yazmam. Ancak bu gü¬nahı işleyecek olursa bir günah olarak yazarım.”1
________________________________________
1 Buharî: Tevhid, Rikak; Müslim: imân; Tirnizi: îman; İbn-i Mace: Tefsir, En'am Suresi, Nesai: Rekaik; Ahmed bin Hanbel.

Hadis’in Şerhi

"Yediyüz kata, hatta daha fazlasına kadar sevab yazılır" sözüyle ilgili olarak âlimlerin geçerli olan görüşlerine göre; sevabın ye¬diyüz katla sınırlı olmadığı ifade edilmiştir.

Allahü Teâlâ: "Kim bir iyilik getirirse ona on kat sevab yazılır" buyuruyor. Burada bahsedilen iyilik işlenmiş olan iyiliktir. Kat kat sevab, işlenen iyiliğedir. İşlenmeden önce tek sevab vardır. Allahü Teâlâ’nın azim olmadan da, sadece iyilik düşüncesine sevab yazması muhtemeldir.

Sevab sadece iradeye de yazılır, çünkü irade işlemeye sebeptir. Hayrn istenmesi de bir hayırdır. Çünkü ‘hayır kalb amellerindendir’ denilmiştir.

Kişinin iyilik yapmaktan vazgeçmesi de, bir engel dolayısıyla veya engel olmaksızın olabilir. Sevab da terketme sebebine göre değişir. Dıştan gelen bir engel dolayısıyla terkedilmiş olabilir, ama kişinin iyilik düşüncesi devam ederse sevab çok olur. Terketme se¬bebi kişinin kendi fikri olursa, o zaman da sevab bir öncekinden daha az olur.

İyilik düşüncesinden tamamıyla vazgeçmesi halinde ise, bir se¬vab yazılmaz. Bilhassa düşündüğünün tam aksini yaparsa sevabdan tamamen mahrum kalır. Bir dirhem sadaka vermeyi düşünürken, bu bir dirhemi caiz olmayan bir şeye harcamak gibi. Yapılan iyiliğe verilecek sevabın derecesi de, kişinin ihlâsının, azimetindeki sadakatinin, kalb huzurunun ve sağladığı faydanın dercesine göre değişir.

Kötülük düşünüp terkedenin durumuna gelince;
Kadı el-Bakıllanî ve daha başkaları diyor ki; ‘kişi kötülüğe kal¬ben azmeder ve bu azmini nefsine yerleştirirse, günah işlemiş olur. Hadiste sözü edilen af ise kötülüğü sadece hatırına getirip az¬metmeyen içindir.’

Maverdî diyor ki: ‘Onun bu görüşüne fakihlerden, muhaddislerden ve kelamcılardan birçokları muhalefet etmişlerdir’. Ma¬verdî bu konuda imam Şafii'nin açıklamasını naklediyor. Bu açıklamaya Ebu Hureyre'nin Sahih-i Müslim'de geçen hadisinin zahirî de delalet etmektedir. Orada: "Ben, işlemediği sürece o kötülüğü bağışlarım" deniyor. Burada kastedilen amel, düşünülen kötülüğün bir âza ile icra edilmesidir.

Kadı İyaz'da selefin genelinin el-Bakıllanî'nin beyan ettiği görüşe kail olduklarım söylemiştir. Çünkü onlar, kulun kalb amel¬lerinden dolayı hesaba çekileceği üzerinde ittifak etmişlerdir. An-cak şöyle demişlerdir: 'Kötülüğe azmetmekten dolayı mücerred olarak bir fenalık yazılır. Yani yapmak istediği fenalığın günahı yazılmaz. Tıpkı bir fenalığın işlenmesini emredip sonra onun işlenmesine sebep olmayan gibi. Bu, kötülükle emretmesinden do¬layı günah işlemiş olur, ancak herhangi bir kötülük yapmış ol¬manın günahını hak etmez.

Sonuç olarak anlaşıldığına göre; âlimlerin çoğu, kesin azmet¬mekten kulun hesaba çekileceğine kanidirler. Ancak aralarında bazı görüş ayrılıkları da vardır. Bazılarına göre, üzüntü, keder ve düşünce ile dünyada cezalandırılır. Bazılarına göre de, kıyamet gününde azab edilmek suretiyle değil de hesaba çekilmek suretiyle cezalandırılırlar. Kişinin düşüncesinden dolayı hesaba çekilme¬yeceği görüşünde olan âlimler de, Mekke hareminde kötülük dü¬şünmeyi, azmetmek olmasa bile bundan istisna etmişlerdir. Çün¬kü bu konuda Cenabı Allah şöyle buyuruyor: "Kim orada taşkın¬lık, haksızlık arzularsa, ona acıklı azabdan tattırırız". Zira Ha¬rem, düşünce itibariyle de ta'zim edilmesi gereken bir yerdir. Ora¬da kötülük arzulayan, hürmet Ölçüsünü aşarak vacib olana muha¬lefet etmiş olur. Bu yüzdendir ki, Harem'de kötülük işlenmesi başka yerlerde kötülük işlenmesinden çok daha fena sayılmıştır.

Harem'in önemini küçümseyerek kötülük işlemeyi düşünen isyankâr olur, Allah'ın emirlerini basite alarak Allah'a isyan et¬meyi düşünen ise, kâfir olur. Affedilen kötülük düşüncesi, emri küçümseme kastıyla olmayan düşüncedir.
________________________________________
1 Nevevî'nin Sahih-i Müslim Şerhi, Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler,

14. Allah İle Karşılaşmayı Seven Kimse

عن أبى هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه عَنْ رَسُول اللّهِ صَلّى اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قالَ اللّهُ تَعالى: إذَا أحَبَّ عَبْدِى لِقَائِى أحْبَبْتُ لِقَائَهُ وَإذَاكَرِهَ لِقَائِى كَرِهْتُ لِقَائَهُ [رَوَاهُ مَالِكٌ وَالبُخَرِيُّ وَالنَّسَائيُّ]

14- Ebû Hüreyre (r.a.)’dan rivayetle, Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Allah (c.c.) buyurdular ki: “Kulum Benimle karşılaşmayı severse (isterse), ben de onunla karşılaşmayı isterim. Şayet benimle karşılaşmaktan nefret ederse (istemezse) ben de onunla karşılaşmayı istemem.”1
________________________________________
1 Buharî: Tevhid: Rikak; Muvatta: Cenâiz, Müslim: Zikr, Tirmizt: Cenâiz, Zühd, Nesâî: Cenâiz: İbni Mace: Zühd

Hadis’in Şerhi

El-Hattabî diyor ki: Kulun Allah'a kavuşmayı arzulaması, ahireti dünyaya tercih etmesi, dünyada uzun süre kalmayı arzu etme¬mesi ve ahiret yolculuğu için hazırlanmasıdır.

Kavuşma çeşitli şekillerde olur; yani hadiste geçen kavuşma (lika) kelimesinin çeşitli anlamları vardır:
Görmek bu manadadır. Ayrıca lika, (kavuşma) kelimesi ahrette yeniden dirilme anlamına gelir.

"Allah'a kavuşmayı inkâr eden¬ler, hüsrana uğramışlardır" mealindeki ayet-i kerimede kavuşma kelimesi yeniden diriliş anlamındadır. Kavuşma kelimesi bu an¬lamdadır.

İbnu'l-Esir diyor ki: Kavuşma ile kastedilen ahiret evine yönel¬me ve Allah katında olanı arzulamadır. Yoksa bununla kastedilen ölüm değildir. Çünkü hiç kimse ölümden hoşlanmaz. Kim dünyayı bırakır ve ondan hoşlanmazsa Allah'a kavuşmayı arzular. Kim de, dünyayı tercih eder ve ona bağlanırsa, Allah'a kavuşmaktan hoşlanmaz.

Allahü Teala'nn kuluna kavuşmayı arzulaması ise, onun için hayır dilemesi ve ona nimet vermesidir.

Hazreti Aişe (R. Anha) veya Resulüllah (s.a.v)’ın zevcelerinden (R. Anhünne) biri (Saîd ibnu Hişam kendi rivayetinde bu sözü Hazreti Aişe (R. Anha)’nın söylediğini bildirmiş ve tereddüt etmemiştir): “Resulüllah (s.a.v)’a: Biz, hiçbirimiz ölümden hoşlanmayız,” dedi. Bu sözün zahirinden anlaşıldığına göre, Alah'a kavuşma ile kastedilen ölümdür. Ancak hakikatte böyle değildir. Çünkü Al¬lah'a kavuşma hâdisesi ölümden farklıdır. Bir başka rivayette yer alan: "Ölüm Allah'a kavuşmadan Öncedir" sözü buna delalet ediyor. Ancak Ölüm Allah'a kavuşmaya bir vesile olduğu için, Allah'a kavuşma hâdisesi de ölümle ifade edilmiştir. Çünkü ölüm olma¬dan bu neticeye ulaşılamaz.

Hassan İbni Esved diyor ki: Ölüm, sevgiliyi sevgiliye kavuş¬turan bir köprüdür.

Resulullah (s.a.v) Hazreti Aişe (a.anha)’nın yukarıda geçen sözüne cevabında şöyle buyurdu: Öyle değil, ama Mü'mine ölüm geldiğinde Allah'ın rızası ve ihsanı ile müjdelenir. O anda onun için önündekinden (yani ölümden) daha sevimli bir şey yoktur. Bu zaman Allah'a kavuşmayı sever, Allah da ona kavuşmayı sever.

Abdurrahman İbni Ebi Leyla'nın rivayetinde ise şöyledir: "Ölüm geldiğinde, insan eğer Allah'a yaklaştırılanlardan (mukarreblerden) ise, ona rahatlık, güzel rızık ve nimet cenneti vardır. (Kendisine bunun müjdesi verilince), Allah'a kavuşmayı sever. Al¬lah ise ona kavuşmayı daha çok sever". Bu hadisi Ahmed İbni Hanbel, kuvvetli senedle rivayet etmiştir. Hadisi rivayet eden sahabinin bilinmemesi, kuvvetine bir zarar dokundurmaz, (İbni Ebi Leyla'nın rivayetinde, hadisi rivayet eden sahabinin ismi geçmemekte ve "Filan oğlu Filan Resulüllah (s.a.v)'dan şöyle duyduğunu rivayet etti" denilmektedir.)

Hadis şöyle devem ediyor: "Kâfire ise ölüm geldiğinde, Allah'ın azabı ve cezası ile müjdelenir. O anda onun için önündekinden (ölümden) daha sevimsiz bir şey yoktur, O Alah'a kavuşmaktan hoşlanmaz Allah'ta ona kavuşmaktan hoşlanmaz".

Abd İbni Humeydin Hazreti Aişe (r.anha)’dan merfu olarak rivayet ettiği hadis-i şerifte ise şöyle deniliyor: "Allahü Teâlâ bir kulu için hayır dilediğinde, ona ölümünden bir yıl önce bir yardımcı melek gönderir. Bu melek onun yanlışlıklarını düzelt¬mesine ve iyiliklerde başarılı olmasına yardım eder. Ta ki: Tuttuğu hayır yolu üzere öldü, denilir. Ölüm gelip de, sevablarını gördüğünde nefsi (Ölümü) arzular. İşte bu an, Allah'a kavuşmayı arzu¬ladığı; Allah'ın da kendisine kavuşmayı arzuladığı andır. Allah bir kulu için şer dilediğinde de, ölümden bir yıl önce bir şeytanı başına musallat eder. Bu onu sapıtır, fitneye düşürür. Ta ki: Tut¬tuğu şer yolu üzere öldü, denilir. Kendisine ölüm geldiğinde, Al¬lah'ın kendisi için hazırlamış olduğu azabı görünce, nefsi feryat et¬meye başlar. İşte bu an, onun Allah'a kavuşmayı arzulamadığı, Allah'ın da ona kavuşmayı arzulamadığı andır".

Bu hadisin sonu başını açıklamakta ve "Allah'a kavuşmayı seven, Allah'a kavuşmaktan hoşlanmayan" şeklinde mutlak mana¬da gelen hadislerdeki maksadın ne olduğunu bidirmektedir.

Hadisten anlaşıldığına göre esas olan hoşlanmama hali, tevbenin ve pişmanlığın kabul olunmayacağı, can çıkma anındaki hoşlanmamadır. Bu anda her insan sonrasının ne olacağından ve Allah'ın kendisi için ne hazırladığından haberdar edilir. Önündeki perde kalkar. Saadet ehli olanlar, Allah'ın kendileri için hazırlamış olduğu nimetlere kavuşmak için ölümü ve Allah'a kavuşmayı arzularlar. Allah da onlara kavuşmayı arzular. Yani onlara çokça iyilik ve ihsanda bulunur.

Şekavet ehli, yani kötülük üzere ölenler, varacakları yerin fena olacağını bildiklerinden Allah'a kavuşmaktan hoşlanmazlar. Alah da onlara kavuşmaktan hoşlanmaz. Yani onları rahmet ve ih-sanından uzaklaştırır. Onlar için rahmet dilemez. İşte Allah’ü Teâlâ’nın onlara kavuşmayı arzulamamasının anlamı budur.

Bu hadisin anlamı, Allah'ın onlara kavuşmayı arzulamamasının, bizim bildiğimiz anlamda bir hoşlanmama hali olduğu, berikilere kavuşmayı arzulaması da bizim bildiğimiz anlamda bir arzu olduğu şeklinde değildir. Bu haller insanların sıfatıdır.2
________________________________________
2 Kastallanî Şerhi, Kitabu'l-Rikak

Zulmün Haram Olması

عن أبى ذَرٍّ رَضِيَ اللّهُ عَنْه عَنْ رَسُول اللّهِ صَلّى اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قالَ اللّهُ تَعالى: يَاعِبَادِى إنِّى حَرَّمْتُ الظُّلْمَ عَلَى نَفْسِى وَجَعَلْتُهُ مُحَرَّمًا بَيْنَكُمْ فَلاَتُظَالِمُوا يَاعِبَادِى كُلُّكُمْ ضَالٌّ إلاَّ مَنْ هَدَيْتُهُ فَاسْتَهدُونِي أهْدِكُمْ يَاعِبَادِى كُلُّكُمْ جَايِعٌ إلاَّ مَنْ أطْعَمْتُهُ فَاسْتَطْعِمُونِى أطْعِمكُمْ يَاعِبَادِى كُلُّكُمْ عَارٍإلاَّ مَنْ كَسَوْتُهُ فَاسْتَكْسُونِى أكْسُكُم يَاعِبَادِى إنَّكُمْ تُخْطِؤُنَ بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِوَأنَا أغْفِرُ الذُّنُوبَ جَمِيعًا فَاسْتَغْفِرُونِى أغْفِرْلَكُمْ يَاعِبَادِى إنَّكُمْ لَنْ تَبْلُغُوا ضَرِّى فَتَضُرُّونِى وَ لَنْ تَبْلُغُوا نَفْعِى فَتَنْفَعُونِى لَوْأنَّ أوَّلَكُمْ وَآخِرَكُم وَإنْسَكُمْ وَجِنَّكُمْ كَانُواعَلَى أتْقَى قَلْبِ رَجُلٍ وَاحِدٍ مِنْكُمْ مَازَادَ ذلِكَ فِى مُلْكِى شَيْئًا يَا عِبَادِى لَوْأنَّ أوَّلَكُمْ وَآخِرَكُم وَإنْسَكُمْ وَجِنَّكُمْ كَانُواعَلَى أفْجُرَ قَلْبِ رَجُلٍ وَاحِدٍ مَانَقَصَ ذلِكَ مِن مُلْكِى شَيْئًا يَا عِبَادِى لَوْأنَّ أوَّلَكُمْ وَآخِرَكُم وَإنْسَكُمْ وَجِنَّكُمْ قَامَوا فِى صَعِيدٍ وَاحِدٍ فَسَألُونِى فَأعْطَيْتُ كُلَّ إنْسَانٍ مَسْئَلَتَهُ مَانَقَصَ ذَلِكَ مِمَّا عِنْدِى إلاَّ كَمَا يَنْقُصُ المُحِيطُ إذَا اُدْخِلَ الْبَحْرَ يَا عِبَادِى إنَّمَا هِيَ أعْمَالُكُمْ اُحْصِيهَا لَكُمْ ثُمَّ اوفِيكُمْ إيَّاهَا فَمَنْ عَمِلَ خَيْرًا فَلْيَحْمِدِ اللهَ وَمَنْ وَجَدَ غَيْرَ ذَلِكَ فَلاَ يَلُومَنَّ إلاَّ نَفْسَهُ [ رَوَاهُ مُسْلِمٌ ]

15. Ebû Zer (r.a.)’dan Nebî (s.a.s.)’in Allah Azze ve Celle’den yaptığı rivayete göre şöyle buyurdu:

"Ey kullarım, Ben kendi zatıma zulmü haram ettim, onu sizin aranızda da haram kıldım, ey kullarım birbirinize zulmetmeyin, Benim doğru yola eriştirdiklerim dışında hepiniz yanlış yol-dasınız. Benim sizi doğru yola eriştirmemi isteyiniz ki, Ben de sizi doğru yola eriştireyim. Ey kullarım, Benim kendilerine nimet ver¬diklerimin dışında hepiniz açsınız, Benden rızık isteyiniz ki, Ben de sizi rızıklandırayım. Ey kullarım, Benim giydirdiklerim dışında hepiniz çıplaksınız. Benden giyecek isteyiniz ki, sizi giydireyim. Ey kullarım, siz gece ve gündüz hata işlersiniz, Ben de bütün hata¬larınızı bağışlarım. Benim sizi bağışlamamı dileyiniz ki, Ben de sizi bağışlayayım. Ey kullarım, siz Bana zarar verecek herhangi bir fenalık yapamazsınız. Aynı şekilde Bana fayda sağlayacak bir iyilik de yapamazsınız.

Ey kullarım, eğer sizin baştan sona hepi¬niz, insanlarınız, cinleriniz, içinizden en takva sahibi kulun hali üzere olsanız, bu Benim mülkümden birşey artırmaz. Ey kullarım, eğer siz baştan sona hepiniz, insanlarınız ve cinleriniz, içinizden en fena kalpli kulun hali üzere olsanız bu durum, Benim mülkümden bir şey eksiltmez. Ey kullarım, eğer sizin baştan sona hepiniz, insanlarınız ve cinleriniz, bir hal üzere olup Benden di¬lekte bulunsalar, Ben de hepinizin dilediğini versem, bunun Benim mülkümden eksilteceği, bir iğnenin denize sokulup çıkarılması halinde alacağı sudan fazla değildir. Ey kullarım, yaptıklarınızı si¬zin hesabınıza kaydediyorum, sonra bunların karşılıklarını size vereceğim. Kim bir iyilik bulursa, Allah'a hamdetsin, kim de bir fenalık bulursa nefsinden başkasını kınamasın.1

________________________________________
1 Müslim: Birr; Tirmizl: Kıyame; îbmı Mace: Zühd

Hadis’in Şerhi

Yüce Allah'ın "Ben kendi zatıma zulmü haram ettim" diye bu¬yurması hakkında ilim adamları diyorlar ki: Bunun manası "Ben böyle birşeyden münezzeh ve uzağım" şeklindedir. Zulüm Allah için muhal olan bir şeydir. Çünkü zulüm sınırı aşmak ve başkasının mülkünde tasarrufta bulunmak anlamındadır. Al¬lah'ın sınırı aşması nasıl düşünülebilinir ki, O'nun üstünde itaat edilmesi gereken bir şey yoktur. Bütün kâinat O'nun mülkü ve O'nun hükmü altında olduğuna göre, Allah’ü Teâlâ’nın başkasının mülkünde tasarrufta bulunması da düşünülemez.

Bir şeyi haram kılmanın sözlükteki asıl anlamı; yasaklamaktır. Aslen yok olan bir şey yasak edilmiş olana benzediğinden, Allahü Teâlâ zulmü kendi hakkında haram kılınmış olarak isimlendirdi.

"Benim doğru yola eriştirdiklerim dışında hepiniz yanlış yol¬dasınız" sözünün anlamı hakkında el-Mazerî, (r.leyh) şöyle diyor: Bu sözün zahirî anlamından anlaşıldığına göre insan¬lar ellerinden tutan olmadıkça sapıtmaya elverişli bir tabiat üzere yaratılmışlardır, ancak Allah'ın hidayete erdirdikleri müstes¬nadır. Meşhur bir hadiste: "Her çocuk fıtrat üzere doğar" denil-mektedir. Bu durumda bir tenakuz ortaya çıkmaktadır. Bu mesele¬ye şöyle cevap verilmiştir: Birinci hadisle, insanların Peygamber gönderilmeden önceki özellikleri kastedilmiş olabi¬lir. Yahut eğer insanlar başıboş bırakılırsa tabiatlarındaki şehvete ve rahata düşkünlük, aldırmazlık özellikleri dolayısıyla sapıtabilirler. Bu ikinci anlam daha kuvvetli görünmektedir.

Bu aynı zamanda bizim mezhebimizin ve diğer ehlisünnet mezheplerinin "gerçek anlamda doğru yolu bulabilenin ancak Al¬lah'ın doğru yola eriştirdiği kimse olduğu" tarzındaki görüşüne de¬lil teşkil etmektedir. Buna göre kişi, Allah'ın hidayet vermesiyle doğru yolu bulur ve bu da Alahü Teâlâ’nın onun için hidayeti dile¬mesiyle olur.

Allahü Teâlâ bir kısım kullarının doğru yolu bulmalarını diledi, onlar doğru yolu buldular. Diğerleri için böyle irade etmedi, eğer irade etseydi onlar da doğru yolu bulurlardı. Bu görüş mutezilenin: "Allah herkesin hidayet bulmasını diledi" tarzındaki görüşüne muhaliftir.
Allahü Teâlâ, olmayan bir şeyi dilemekten veya dilemediği birşeyin O'nun mülkünde gerçekleşmesi halinden münezzehtir. Çün¬kü: "Allahü Teâlâ’nın dilediği gerçekleşti; dilemediği ise gerçek¬leşmedi",

"Bu benim mülkümden, bir iğnenin denizden eksilttiğinden faz¬la bir şey eksiltmez" sözü hakkında âlimler şöyle diyorlar: Bu ifade insanların meseleyi anlaması içindir, yoksa eses itibariyle Al¬lah'ın mülkünden bir şey eksilmez. Nitekim diğer hadisi şerifte de: "Allah'ın eli cömerttir, vermek ondan bir şey eksiltmez" deniliyor. Çünkü Allah katında olana eksiklik gelmez. Eksiklik sınırlı ve ge¬çici olana gelir. Allah'ın vermesi kendi rahmet ve ihsanındandır. Bu ikisi ise Allah'ın ezelî iki sıfatıdır. Bunlara asla eksiklik gel¬mez.
İğnenin denizden aldığı ile örnek verilmesi ise, bu örnekle veri¬lende eksilme hâdisesinin hissedilemeyecek derecede olması dolayısıyladır. Amaç ise, görülen ile mukayese etmek suretiyle me¬selenin zihinlerde anlaşılmasını sağlamaktır. Deniz, gözle görülen şeylerin en büyüklerinden, en genişlerindendir. İğne de eyşanın en küçüklerin dendir. Üstelik iğnenin madeni, denize daldırılınca su tutmaz. En doğrusunu bilen Allah'tır.2
________________________________________
2 Nevevî Şerhi, Kastallanî

İbadetlerde Şirkin Haram Oluşu

عَنْ أبى هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه قَالَ قَالَ رَسُول اللّهِ صَلّى اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ اللهُ تَعَالَى إنَّمَا أغْنَى الشُّرَكَاءِ عَنِ الشِّرْكِ مَنْ عَمِلَ عَمَلاً أشْرَكَ فِيهِ مَعِىَ غَيْرِى تَرَكْتُهُ وَشِرْكَهُ [ رَوَاهُ مُسْلِمٌ ]

16. Ebû Hüreyre (r.a.)’dan, o dedi ki: “Resulüllah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Allahu Teâlâ buyurdu ki: “Ben şirke girip ortak koşanlardan (bütün bu şirk ve müşriklerden) uza¬ğım. Her kim bir amel işleyip, bana herhangi birini ortak koşacak olursa, onu da şirkini de (yüz üstü) bırakırım.”1

________________________________________
1 Müslim

İnfak Edene Verilen Kadar Nimet Bahşedileceği

عن أبى هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه عَنْ رَسُول اللّهِ صَلّى اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قالَ اللّهُ عَزَّ وَجَلَّ: أنْفِقْ اُنْفِقْ عَلَيْكَ [ رَوَاهُ أحْمَدُ وَ شَيْخَانِ ]

17. Ebu Hureyre (r.a)'den Resulüllah (s.a.v)'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
" Allah (c.c) Buyurdu ki; Ey Âdemoğlu infak et (Allah yolunda sadaka ver) ki, Ben de sana vereyim.1
________________________________________
1 Buhart: Nafakat; Tevhid; Tefsir, Hud Suresi; Müslim: Zekât; Ahmed b. Hambel.

Hadis’in Şerhi

Yüce Allah'ın "infak et ki, Ben de sana vereyim" diye buyur¬ması, iyiliğe iyilikle karşılık verme (müşakele) yönündendir. Aslında Allahü Teâlâ’nın kullarına nimet vermesi O'nun hazinelerinden bir şey eksiltmez. Nitekim hadisi şerifte: "Allah'ın eli doludur, kullarını beslemek ondan bir şey eksiltmez" diye buyurulmustur. Yüce Allah'ın şu ayet-i kerimesi de bu manaya işaret etmektedir: "Sizin katınızdaki tükenir, ama Allah'ın katındaki kalıcıdır" Allah'ın hazineleri hiçbir zaman tükenmez. "Allah'ın eli doludur" denirken, O'nun vermekle tükenmeyecek olan hazine¬leri kastediliyor.2
________________________________________
2 Kastallanî Şerhi

Allah’ın Rahmetinin Gadabından Geniş Olduğu

عن أبى هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه عَنْ رَسُول اللّهِ صَلّى اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: قالَ اللّهُ تَعالى: سَبَقَتْ رَحَمَتِى غَضَبِى [ رَوَاهُ مُسْلِمٌ ]

18. Ebu Hureyre (r.a)'den Resulüllah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Allah’ü Teâlâ buyurdu ki; “Rahmetim gazabımı (öfkemi) geçti.”1

Tirmizî bu hadisin hasen, sahih, garib olduğunu söylüyor.
________________________________________
1 Müslim, Nesai, Tirmizi; Buhari: Tevhid; İbni Mace: Zühd; Mukaddime

Hadis’in Şerhi

Arşın üzerine yazılan yazı da Yüce Allah'ın: "Rahmetim gadabımı aştı" sözünü ihtiva etmektedir. Gadabla kastedilen, gadabın gereği olan azab ve cezalandırmadır. Yani kendilerine gadab olunana azabın ulaştırılmasıdır. Çünkü bir şeyin birşeyi geçmesi ve ona galib olması onun taalluk ettiği şeyle ilgilidir. Yani rahmetin bir şeye taalluk etmesi, ona gadabın taalluk etmesinden önce gelir. Çünkü rahmet Yüce Allah'ın mu¬kaddes zatının gereğidir. Gadab ise sonradan yaratılan kulun işlediği bir amel neticesinde kendini gösterir.

Kastallanî kitabu Bedu'l-Halk'da et-Turbiştî'nin şu açıklama¬sına da yer vermektedir: "Yüce Allah'ın rahmetinin gadabını aşması, insanların rahmetten nasiblerinin gadabdan nasiblerinden daha çok olduğuna delalet etmektedir. Aynı zamanda rahmet onların bir kazancı olmaksızın da kendilerine ulaşır. Gadab ise ancak kendi kazançları neticesinde kendilerine ulaşır. Görmüyor musun ki, rahmet ana rahminde, bebeklik devresinde, ufak çocukluk döneminde, gelişme çağında, kendisinin Allah'a itaat cinsinden bir kazancı olmaksızın insanı kuşatır. Gadab ise, in-sanın hakkı olarak, bazı muhalif işler işlemesi neticesinde ancak insana ulaşır."

El-Mesabih'te de şöyle deniliyor: Gadab birini cezalandırmayı irade etmektir, rahmet ise birini sevablandırmayı irade etmektir. Sıfatlar birbirine üstün gelmekle vasıflandırılamaz, birinin diğerini geçmesi de sözkonusu değildir. Ancak bu ifadede istiare yoluyla rahmetin gadabı geçtiği bildirilmiştir.
Rahmetin ve gadabın zati sıfatlardan değil de, fiili sıfatlardan sayılmasında da bir mahzur yoktur. Rahmetten kasıt sevab ve ih¬sandır, gadabdan kasıt intikam ve cezalandırmadır. Buradaki üstünlük de, tahakkuk yönündendir. Yani Allah'ın rahmetinin tahakkuku gadabının tahakkukundan daha çok olmaktadır.
Et-Tayyibî de Yüce Allah'ın: "Rabbiniz kendi nefsi için rahmet yazmıştır" sözünü açıklarken şöyle diyor: Yani kullarına rahmet edeceğini bir vaad olarak bildirmiş, bunu gerekli kılmıştır.2
________________________________________
2 Kastallanî’nin şerhinden Kitabu’t-Tevhid
Allahu Teâlâ’ya Tevbe ve İtaat İle Yakınlaşma

عن أنَسٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْه عَنْ رَسُول اللّهِ صَلّى اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: قالَ اللّهُ تَعالى: إذَا تَقَرَّبَ إلَيَّ الْعَبْدُ شِبْرًا تَقَرَّبْتُ إلّيْهِ ذِرَاعًا وَإذَا تَقَرَّبَ إلَيَّ ذِرَاعًا تَقَرَّبْتُ إلَيْهِ بَاعًا وَإذَاأتَانِى مَشْيًا أبَيْتُهُ هَرْوَلَةً [ رَوَاهُ الْبُخَارِىُّ]

19. Enes (r.a.)’dan Nebî (s.a.s.), şöyle buyurdu: Allah (c.c.) buyurdu ki:
“Kul Bana bir karış yaklaşırsa, Ben de ona bir arşın yaklaşı¬rım. Kulum Bana bir arşın yaklaşırsa Ben de ona bir kulaç yaklaşırım. Bana yürüyerek gelecek olursa Ben de ona koşarak gide¬rim.”1
________________________________________
1 Buhârî; Mülim.

Hadis’in Şerhi

"Bana yürüyerek gelecek olursa" demekle kişinin az bir taatle Allah'a yaklaşması kastediliyor. Allah böyle bir şeyi pek çok sevabla karşılayacağını bildirmek maksadıyla "Ben ona koşarak giderim" buyuruyor. Kulun taatı arttıkça. Allah'ın sevabı artar. Kul taatını yavaş yavaş artırsa da, Allah sevabını süratle artırır.
Burada yaklaşma ve koşma mecazi anlamdadır. Yoksa esasında bu tür kelimelerin hakiki manaları Allahü Teâlâ hakkında kullanılmaz. Çünkü böyle şeyler Allahü Teâlâ hakkında muhaldir.2
Bir karış, bir arşın, bir kulaç ve yürümek gibi ifadeler, kulun taatı arttıkça Allah’ın vereceği sevabı da kat kat artar.
________________________________________
2 Kastallariî Şerhi.

Yüce Allah'ın Rahme Hitabı

عَنْ عَبْدُ الرَّحْمنِ بْنِ عَوْفٍ رَضِىَ اللهُ عَنْهُ عَنْ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ اللهُ تَعَالَى ا َنَا الرَّحْمنُ خَلَقْتُ الرَّحِمَ وَشَقَقْتُ لَهَا اِسْماً مِنْ اسْمِى فَمَنْ وَصَلَهَا وَصَلتُهُ ُ وَمَنْ قَطَعَهَا قَطَعْتُهُ

20. Abdurrahman ibni Avf (r.a) ‘tan Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Allah’ü Teâlâ buyurdu ki; Ben Rahman'ım, rahm (akrabalık bağı) için de kendi ismimden bir isim türettim, kim akrabalık ilişkisini sürdürürse Ben de onunla ilişkiyi sürdürür ona yardımcı olurum, kim de ak¬rabalık bağını koparırsa Ben de onunla ilişkiyi keserim”.1
________________________________________
1 Ebu Davud: Sıla-i Rahim, Zekât; Buharî: Tefsir; Muhammed Suresi; Edeb, Tevhid; Müslim, Birr; Tirmizt: Birr

Hadis’in Şerhi

Hadisten anlaşılan mana ve maksat; akrabalık bağının önemli bir şey olduğu, akrabalık ilişkilerini sürdürenin fa¬ziletli, bu ilişkileri kesenin de günahkâr olduğudur.

Allahü Teâlâ’nın akrabalık bağlarını sürdürene vasıl olması, onlara acıyıp merhamet etmesidir; akrabalarla ilişkiyi kesenle iliş¬kiyi kesmesi ise, ona acımamasıdır.

Nevevî diyor ki: Akrabayla ilişkiyi sürdürmek genel manada vacibdir, ilişkiyi kesmek ise günahtır. İlişkiyi sürdürmenin de dere¬celeri vardır. Bazı dereceler diğer bazılarından üstündür. Ebu Bekire (r.a)’den merfu olarak rivayet edilen bir hadiste:
"Allah'ın, ahiretteki cezasını saklamakla birlikte dünyadayken cezasını vermekte en çok acele ettiği günahlar, taşkınlık ve akra¬bayla ilişkiyi kesmektir". Bu hadisi Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir. Yine Ahmed b. Hanbel'in Sevban'dan merfu olarak rivayet ettiği bir başka hadis şöyledir: "Kimin ecelinin geciktirilme¬si ve ömrünün uzatılması hoşuna giderse akrabayla ilişkiyi sürdürsün". Her şeyin en doğrusunu bilen Allah'tır. 2________________________________________
2 Kastallanî Şerhi,

Kibrin Haram Olması

عن أبى هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه عَنْ رَسُول اللّهِ صَلّى اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: قالَ اللّهُ تَعالى: الكِبْرِيَاءُ رِدَائِى وَالْعَظَمَةُ إزَارِى فَمَنْ نَازَعَنِى وَاحِدًا مِنْهُمَا قَذَفْتُهُ فِى النَّارِ [ رَوَاهُ أحْمَدُ وَ إبْنِ مَاجَه وَأبُودَاوُدَ وَمُسْلِم ]

21. Ebu Hureyre (r.a) Resulüllah (s.a.v)'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Allah Azze ve Celle buyurdu ki: Büyüklük Benim ridamdır, yücelik de izarımdır. Bunlardan birisi hakkında Benimle münakaşaya giren olursa onu cehenneme atarım1
________________________________________
1 Ahmed; Ebu Davud: Libas; İbni Mace: Zühd; Müslim: Birr

Hadis’in Şerhi

“Hadiste anılan sıfatlarda, Allah'la münakaşaya girmenin an¬lamı, bu sıfatları edinmeye kalkışmak; izzet ve yücelik taslamaktır. Bu hadisde kibirlenenlere şiddetli bir azab vaadedilmekte ve hadisi şerif kibrin, kendini büyük görmenin kesinlikle haram olduğunu bildirmektedir.

İzzet ve yüceliğin Allah'ın iz'arı ve ridası olarak adlandırılması mecazî anlamdadır. Mesela Araplar bir kimse hakkında: "Zühd onun gömleği, takva da kaftanıdır" derler. Bununla o kimsenin el¬bisesi kastedilmez. Bu söz ile ifade edilmek istenen zühd ve takva¬nın, o kimsede çok bariz şekilde kendini gösteren iki özellik olduğu, bu iki özelliğin hiçbir zaman kendisinden ayrılmadığıdır. İzzet ve yüceliğe en layık olanın Allahü Teâlâ olması ve bu iki özelliğin O'nun zatına yakışması itibariyle bu şekilde örneklendirilmiştir. Araplar arasında meşhur olan bir söz vardır: "Filanca geniş ridalıdır veya bol elbiselidir" derler. Bu sözle o kimsenin, çok cömert, iyilik sahibi bir kimse olduğu kastedilir.”2

Kur'an-ı Kerim'de kibirden söz edilmiş ve kibirlenenler şiddetli azabla korkutulmuşlardır. Allahü Teâlâ, kibiri, sahibinden iyilik ve başarıyı engelleyen bir sebeb olarak göstermiştir. Bir ayet-i ke¬rimesinde şöyle buyuruyor: "Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları, ayetlerimden uzaklaştıracağım" Bir başka ayet-i kerimesinde de: "Kibirlenenler için cehennemde bir yer yok mudur?" diye buyuruyor. Bir başka ayet-i kerimede de şöyle buyuruyor: "Bugün yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanızın ve yoldan çıkmanızın karşılığında alçaltıcı bir azab göreceksiniz". Bir başka ayet-i kerimede de şöyle buyuruluyor: "Bugün Allah'a karşı haksız yere söylediklerinizden, O'nun ayetlerine karşı büyüklük taslamanızdan ötürü alçaltıcı bir azabla cezalandırılacaksınız". Allahü Teâlâ’dan bizim nefislerimizi kibirden temizlemesini ve bize tevazu nimetini bahşetmesini diliyoruz. Âmin.3
________________________________________
2 Nevevî’nin Sahih'i Müslim Şerhi
3 Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler,

Oruçlunun iftarda acele etmesi

عن أبى هريرة رَضِيَ اللّهُ عَنْه عَنْ رَسُول اللّهِ صَلّى اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: قالَ اللّهُ تَعالى: أحَبُّ عِبَادِى إلَيَّ أعْجَلُهُمْ فِطْرًا [رَوَهُ أحْمَدُ وَالتِّرمِذِىُّ وَابْنِ مَاجَه ]

22. Ebu Hureyre (r.a)'den "Resulüllah (s.a.v) buyurdu ki, Allah Azze ve Celle şöyle buyurdu: "Kullarımın Bana en sevgilisi iftarda acele edenidir".1
Tirmizî bu hadisin hasen, garib olduğunu söylemiştir.
________________________________________
1 Tirmiz: Savm; Ahmed b. Hanbel; İbni Mace

Hadis’in şerhi

Hadîs, iftarı geciktirmeden açmanın müstehaplığına delâlet ediyor. Tabii güneşin battığının tahakkuk etmesi şarttır, Şafiî, el-Ümm’de: İftar açmakta acele etmek müstehabtır, Geciktirilmesin¬de fazilet olduğu kanısıyla kasden geciktirmek mekruhtur. Böyle bir kasıt olmaksızın geciktirilmesinde kerahet yoktur, demiştir.

Müslümanların iftar açmada acele ettikleri müddetçe hayır ile yaşamaya devam edecekleri ve İslâmiyet'in diğer dinlere galebe çal¬mayı sürdürmesi hususunda; El-Menhel yazarı şöyle diyor: Yâni Müslümanlar, Pey-gamber (s.a.v)'in sünnetine bağlı kalarak ve İslâmiyet'in getirmiş olduğu sa¬bit kanunları kendi kafalarına göre değiştirmeyip olduğu gibi muhafaza ettikleri müddetçe hayır ile yaşarlar ve düşmanlarını yenerler. İslâmi prensiplere aykırı hareket ettikleri zaman bunların bu muhalefeti, şer içine düşeceklerine alâmet olur.2
________________________________________
2 İbni Mace Tercemesi ve Şerhi

Allah İçin Birbirlerini Sevenler

عن مُعَاذٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْه عَنْ رَسُول اللّهِ صَلّى اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قالَ اللّهُ تَعالى: المُتَحَابُّونَ فِى خَلاَلِى لَهُم مَنَابِرُ مِنْ نُورٍ يَغْبِطُهُمُ النَّبِيُّونَ وَالشُّهَدَاءُ [رَوَاهُ التِّرْمِذِىُّ ]

23. Muaz b. Cebel der ki, Resulullah (s.a.v)'ın şöyle söylediğini işittim:
"Benim rızam için birbirlerini sevenlerin nurdan minberleri (kürsüleri) olacaktır. Peygamberler ve şehidler onlara gıpta ede¬ceklerdir.

________________________________________
1 Tirmizî: Zühd:

Hadis’in şerhi

"Allah için birbirlerini sevenlere nurdan minberlerin verilmesi" kıyamet gününde, mahşerde, insanların son derece izdiham içinde, şiddetli sıcak altında ve sıkıntılı olduğu zamanda olacaktır. Nitekim Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor: "O en büyük korku (mahşer gününün korkusu) onları asla tasa¬landırmaz".
Peygamberlerin onlara gıpta etmesi ise, onların derece itibariyle Peygamberlerden ve şehidlerden üstün olduğunu göstermez. Peygamberlerin ve şehidlerin dereceleri onlarınkinden daha üstündür ve bunlarda başka kimsede bulunmayan üstünlükler vardır.
Allahü Teâlâ bize de, kendi rızası için sevmeyi nasib etsin ve en çok sevdiği kulu Efendimiz Muhammed (s.a.v)’in şefeatine nail eylesin. 2
________________________________________
2 Nevevî Şerhi, Kastallanî

Kulun Allah’a En Sevimli İbadet

عن أبى اُمَامَة رَضِيَ اللّهُ عَنْه عَنْ رَسُول اللّهِ صَلّى اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قالَ اللّهُ تَعالى: أحَبُّ مَاتَعَبَّدَنِى بِهِ عَبْدِى إلَيَّ النُصْحُ لىِ [رَوَاهُ أحَمَدُ ( بِسَنَدٍ حَسَنٍ)]

24. Ebu Ümame (r.a)’den Resulullah (s.a.v)'ın şöyle buyurdu:
Yüce Allah Tebareke ve Teâlâ buyurdu ki; kulumun bana en sevimli ibadeti benim için nasihat etmesidir.1
Ahmed b. Hambel bu hadisin senedinin hasen, olduğunu söylemiştir.
________________________________________
1 Ahmed b. hambel

Allah İçin Birbirlerini Sevenler

عَنْ مُعَاذٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْه عَنْ رَسُول اللّهِ صَلّى اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قالَ اللّهُ تَعالى: وَجَبَتْ مُحَبَّتِى للْمُتَحَابِّينَ فِىَّ وَالمُتَجَالِسِينَ فِىَّ وَالمُتَبَاذِلِينَ فِيَّ وَالمتَزَاوِرِينَ فِيَّ [رَوَاهُ أحْمَدُ (بِسَنَدٍ صَحِيحٍ) وَالطَبَرَانِى وَالحَاكِمُ وَالبَيْهَقِىُّ ( فِى شُعْبِ الإيمَانِ)

25. Muaz b. Cebel (r.a)’den Resulullah (s.a.v)'ın şöyle buyurdu:
"Yüce Allah Tebareke ve Teâlâ buyurdu ki, Benim rızam için birbirlerini sevenlere, Benim rızam için birlikte oturanlara, Benim için birbirlerini ziyaret edenlere, be¬nim rızam için birbirlerine iyilikte ve ihsanda bulunanlara Benim de sevgim vacib oldu.
Ahmet b. Hambel bu hadisin senedinin sahih olduğunu söylüyor.
________________________________________
1 Muvatta: Şar; Hâkim; Beyhaki: Şu’bul-iman, Taberanî, Ahmet b. Hambel

Hadis’in şerhi

"Benim için birbirlerini sevenleri, Benim de sevmem gerekti", yani dünya için olan bir maksatla değil de, Allahü Teâlâ’ya itaat, iyilik ve takva yolunda yardımlaşma gayeleriyle birbirlerini sevenleri Allah da sever. Ayrıca bu amaçla olan sevgi, ulaşıldıktan son¬ra, sevginin sona ermesine yolaçacak olan dünyalık bir gaye için olan sevgi gibi değildir. Çünkü Allahü Teâlâ hiç ölmeyen, daima diri olduğundan. O'nun rızası için olan sevgi de devamlıdır. Dünyevî gayelerle olan sevgiler koparlar. Hatta bu tür gayelerle birbirlerine yakın dost olanlar kıyamet gününde birbirlerinin düşmanı olacaklardır. Nitekim Yüce Allah ayet-i kerimede şöyle buyuruyor: "O günde, takva sahipleri hariç, yakın dostlar birbirle¬rine düşman olacaklardır".

"Benim rızam için birlikte oturanlar" sözüyle gerek zikir için, gerek Kur'an okumak veya ilim öğrenmek, va'z dinlemek, irşad hizmetinde bulunmak, ferde ve cemeate yararı olacak dünyevî ko¬nular üzerinde nasihatleşmek üzere biraraya gelen ve bununla yalnız Allah'ın rızasını arayanlar kastedilmektedir.

."Benim rızam için birbirlerine iyilikte bulunanlar" denilirken kastedilenler, Allah rızası için canlarıyla, mallarıyla ihsanda bu¬lunanlar, canlarıyla, mallarıyla birbirlerine yardım edenlerdir.

Tebaranî'nin ilavesindeki "birbirlerine karşı doğru olma" duru¬muna gelince: Bu Allah için olan samimi sevgi ve dostluğun gerek¬lerindendir. Eğer her türlü hile, aldatmaca ikiyüzlülük ve yağcı¬lıktan uzak, doğruluk üzere oturmuş bir sevgi olmazsa bu, gerçek manada Allah için bir sevgi olamaz.2
________________________________________
2 Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler,

Cihad ve Şehidlerin Fazileti

عَنْ ابْنِ عُمَرَ رَضِيَ اللّهُ عَنْه عَنْ رَسُول اللّهِ صَلّى اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قالَ اللّهُ تَعالى: أيَّمَا عَبْدٍ مِنْ عِبَادِى يُخْرِجُ مُجَاهِدًا فِى سَبِيلِى ابْتِغَاءَ مَرْضَاتِى ضَمِنْتُ لَهُ أنْ أرْجِعَهُ إنْ رَجَعْتُهُ بِمَا أصَابَ مِنْ أجْرٍ أوْغَنِيمَةٍ وَإنْ قَبَضْتُهُ أنْ أغْفِرَلَهُ وَأرْحَمَهُ وَاُدْخِلَهُ الجَنَّةَ [روَاهُ أحْمَدُ (بِسَنَدٍ صَحِيحٍ) وَالنَّسَائِى ]

26. İbni Ömer (r.a) Resulüllah (s.a.v)'ın Rabbinden rivayetle şöyle söylediğini bildirmiştir:
" Kullarımdan biri Benim rızamı kazanmak maksadıyla Benim yolumda cihada çıkarsa, Onu (cihad edeni) geri çevirdiğim zaman, sevab ve ganimetle geri çevirmeyi, ruhunu aldığım zaman da kendisini bağışlamayı, kendisine rahmet etmeyi ve onu cennete koymayı taahhüt ettim.1
Ahmet b. Hambel bu hadisin senedinin sahih olduğunu söylüyor.
________________________________________
1 Ahmed b. Hambel, Nesai: cihad; Buhari: iman; Buhari: Cihad ve Seyr; Nesâî: îman, Cihad

Hadis’in Şerhi

Başka bir rivayette "ister öldürülmek suretiyle olsun, ister başka şekilde ölmek suretiyle olsun" denilirken başka şekilde Ölümden sefer, yani ci¬hada gidiş veya dönüş esnasındaki ölüm kastelidiliyor.
Hadisin zahirinden ganimetle evine dönenin ecirden mahrum kalacağı manası çıkıyor. Gerçekte ise mücahid ihlâs ile cihad ederse, ister geri dönsün ister dönmesin mutlak suretle kendisine sevap yazılır.
Bu mesele iki şekilde izah edilmiştir:

Birincisi: Metinde geçen "veya" anlamındaki kelime aynı za¬manda "ve" anlamına gelir. Bu durumda anlam şöyle olur; Evine dönerken eğer bir ganimet elde edememişse o zaman sadece aldığı ecirle dönmüş olur. Ganimet elde ettiği takdirde de hem aldığı ecirle hem de ganimetle dönmüş olur. Her iki halde de sevab al¬ması kesindir.

İkinci açıklama: Mücahidin aldığı ecir, ganimet elde etmediği takdirde, Yüce Allah'ın mücahidlerden herbiri için hazırladığı ecrin tamamıdır. Ganimet elde eden mücahidlerin ecirleri ise, ga¬nimet elde edemeyenlerin-kinden az olmaktadır. Bu iddialarına Müslim'in Amr ibni As (r.a)’den rivayet ettiği şu hadisi delil göster-mektedirler. O hadiste Resulullah (s.a.v)’ın şöyle bu-yurduğu bildirilmektedir: "Allah yolunda cihada çıkıp da ganimet elde eden her mücahid, ecrinin üçte ikisini peşinen almış olur. Üçte biri kalmış olur. Ganimet elde edemeyen¬ler ise ecirlerinin tamamını ahirette alırlar." Bu hadisten hareket¬le şöyle diyorlar: Bu hadis açıkça gösteriyor ki, ganimet alanın da ecrinin bir kısmı ahirete kalmaktadır. Ganimet ise alınacak ecrin bir kısmına karşılık olmaktadır. Kastallanî (r.aleyh), sonra şöyle diyor; "Ecrin üçte ikisini peşinen almış olur" sözünde ince bir hikmet vardır. Allah mücahide üç nimet bahsetmiştir, bunlardan ikisi dünya ile ilgili, diğeri ahiret ile ilgilidir. Dünya ile ilgili olanlar selamet (düşmanın kötülüğün¬den korunma) ve ganimettir. Ahiret ile ilgili olan ise öldürülerek olsun başka şekilde olsun dünyadan göç ettiğinde şehidlerle birlikte cennete gitmektir. Mücahid salim ve ganimet elde etmiş olarak döndüğünde dünya ile ilgili olan iki nimete kavuşmuş olmaktadır. Onun için, Allah katından üçüncü nimet kalmaktadır. Fakat ga¬nimet elde etmeden dönerse o zaman Allahü Teâlâ Buna karşılık olarak ona sevab yazmaktadır.

Hadiste de bildirildiği üzere Resulüllah (s.a.v) Ümme¬tine meşakkat olmasından çekinerek, her seriyye ile birlikte çıkma¬mıştır. Ümmetine acımıştır. Çünkü Ümmetinden herkes onunla birlikte her seriyye ile cihada çıkmaya güç yetiremez. Onun katıl¬dığı seriyyeye katılmamak ise kendilerine ağır gelirdi.
Bu mana Müslim'in rivayetinde açık olarak belirtil-miştir. Nite¬kim orada şöyle deniliyor: "Müslümanlara zorluk çıkarma kor¬kum olmasaydı asla gazaya çıkan bir seriyyenin arkasında kal¬mazdım. Ancak ben onların hepsini donatma imkânı bulamı¬yorum, onların da kedi teçhizatları kendilerine güç gelir."
Resulullah (s.a.v)’ın Allah yolunda tekrar tekrar öldü-rülmek istemesi Allah yolunda şehid olmanın üstün-lüğünü gösteriyor. Artık herkesin Şehadet nimetine kavuşmak için Allah yolunda Öldürülmeyi istemesi gerekir.

Hadiste geçen iman ile kastedilen, ihlâstır. Yani kişi cihada çıkarken yalnız Allah'ın rızasını gözetmelidir. Cihada çıkmasında Allah'ın vaadettiği nimetlere kavuşmaktan ve Allah'ın emrini ye¬rine getirmekten başka bir gaye gözetmemelidir. "Cennete koya¬rım" sözünün anlamı: Şehid edilmesi halinde, hesapsız olarak Al¬lah'a yakın (mukarreb) kullarla beraber cennete koyarım'dır. Çünkü şehidlik günahların keffaretine vesiledir. Yüce Allah ayet-i kerimesin-de:"Allah katında diridirler ve rızıklandırılmaktadırlar" diye buyurarak şehidin ölümü anından itibaren nimete kavuştuğu¬nu bildirmektedir.2

________________________________________
2 Kastallanî

Beş Vakit Namazın Farz Olması Ve Buna Devam Edilmesi

عَنْ أبى قَتَادَةَ رَضِيَ اللّهُ عَنْه عَنْ رَسُول اللّهِ صَلّى اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قالَ اللّهُ تَعالى: إفْتَرَضْتُ عَلَى اُمَّتِكَ خَمْسَ صَلَوَاتٍ وَ عَهِدْتُ عَهْدِى عَهْدًا أنَّهُ مَنْ حَافَظَ عَلَيْهِنَّ لِوَقْتِهِنَّ أدْخَلْتُهُ الجَنَّةَ وَمَنْ لَمْ يُحَافِظْ عَلَيْهِنَّ فَلاَ عَهْدَلَهُ عِنْدِى [رَوَاهُ إبْنِ مَاجَه (بِسَنَدٍ حَسَنٍ) ]

27. Ebu Katade (r.a) Resulüllah (s.a.v)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Allahü Teâlâ buyurdu ki, 'Senin Ümmetine beş vakit namaz farz kıldım. Kendi kendime ahdettim ki, kim bu namazları vak¬tinde kılarsa onu cennete koyarım. Kim de bunları kılmazsa onun Ben de bir ahdi yoktur".1
İbni Mace bu hadisin senedinin hasen olduğunu söylüyor.
________________________________________
1 İbni Mace: ikame; Ebu Davud: Salal

Ümmeti Muhammed’in Fazileti
عَنْ أبى الدََّرْدَاءِ رَضِيَ اللّهُ عَنْه عَنْ رَسُول اللّهِ صَلّى اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قالَ اللّهُ تَعالى لِعِيسَى: يَا عِيسَى إنِّى بَاعِثٌ مِنْ بَعْدِكَ اُمَّةً إنْ أصَابَهُمْ مَا يُحِبُّونَ حَمِدُوا وَشَكَرُوا وَإنِ أصَابَهُمْ مَا يَكْرَهُونَ صَبَرُوا وَاحْتَسَبُوا وَلاَحِلْمَ وَلاَعِلْمَ قَالَ يَارَبِّ كَيْف يَكُونُ لَهُمْ وَ لاَحِلْمَ وَلاَعِلْمَ قَالَ أعْطِيهِمْ مِنْ حِلْمِى وَعِلْمِى [ رَوَاهُ أحْمَدُ وَالطَبَرَانِى (بِسَنَدٍ صَحِيحٍ) وَالحَاكِمُ وَالبَيْهَقِى (فِى شُعَبِ الإيمَانِ) ]

28. Ebu Derda (r.a) Resulüllah (s.a.v)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Allahü Teâlâ İsa (a.s) ya buyurdu ki, Ya İsa senden sonra bir ümmet göndereceğim ki, onlara sevdikleri bir şey isabet ederse hamd ve şükrederler sevmedikleri bir şey isabet ederse sabreder hilmleri ve ilimleri olmadığı halde sevabını beklerler. İsa (a.s) sordu: Ya Rabbi hilmleri ve ilimleri olmadan nasıl olur? Allahü Teâlâ buyurdu: ben onlara hilmimden ve ilmimden veririm.1
Hâkim, bu hadisin semedinin sahih olduğunu söylemiş-tir.

________________________________________
1 Hâkim; Beyhaki: şubul iman; Ahmet b. Hambel, Taberanî

Hadis’in şerhi

Burada hilim ve ilimden maksat hiç bir güçleri ve tâkatları, hiçbir gayret ve çalışmaları olmadan sabreder ve sevab beklerler. Allah da onlara kendi fazl ve inaye-tinden sevap verir.
Bu, Allah’ın bu ümmete bir lütfu, “Siz bilemezsiniz Allah bilir” ayetinin bir tecellisidir. Biz bilemeyiz Allah bilir. O (c.c) nun her emrinde, her işinde nice hikmetler vardır ki, biz bilemeyiz.2
________________________________________
2 Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler,

Allah’ın affediciliği

عَنْ ابْنِ عَبَّاسٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْه عَنْ رَسُول اللّهِ صَلّى اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قالَ اللّهُ تَعالى:مَنْ عَمِلَ أنِّى ذُوقُدْرَةٍ عَلَى مَغْفِرَةِالذُّنُوبِ غَفَرْتُ لَهُ وَلاَ اُبَالِى مَالَم يُشْرِكَ بِى شَيْئًا [رَوَاهُ الطَبَرَانِى (بِسَنَدٍ صَحِيحٍ) وَالحَاكِمُ ]

29. İbni Abbas (r.a)'den "Resulüllah (s.a.v) şöyle buyurdu:
Allah (c.c) buyurdu ki, benim günahları affetmeye kadir olduğumu bilen kişinin, şirkten başka işlediği günahların ne olduğuna aldırmam affederim.1
Taberani bu hadisin senedinin sahih olduğunu söyle-miştir.
________________________________________
1 Haklim; Taberani

Allah’ı şikâyet etmemek

عَنْ أبى هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللّهُ عَنْه عَنْ رَسُول اللّهِ صَلّى اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قالَ اللّهُ تَعالى: إذَاابْتَلَيْتُ عَبْدىَ المُؤْمِنَ فَلَم يَشْكُنِى إلَى عُوَّاد أطْلَقْتُهُ مِنْ اُسَارَى ثُمَّ أبْدَلْتُهُ لَحْمًا خَيْرًا مِنْ لَحْمِهِ وَدَمًا خَيْرًا مِنْ دَمِهِ ثُمَّ يَسْتَاْنِفُ الْعَمَلَ [ رَوَاهُ الْحَاكِمُ (بِسَنَدٍ صَحِيحٍ) وَالبَيْهَقِى (فِى شُعَبِ الإيمَانِ) ]

30. Ebu Hureyre (r.a), Resulüllah (s.a.v)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir.
"Allahü Teâlâ Buyurur ki; Mümin kulumu (hastalık vs.bir musibetle) imtihan ettiğim zaman beni kedisine gelen ziyaretçilere şikâyet etmezse, onu o musibetin esaretinden kurtarırım. Sonra etini kendi etinden daha hayırlı etle ve kanını kendi kanından daha hayırlı kanladeğiştiririm. Sonra da o amelini yeniler.
Hâkim bu hadisin semedinin sahih olduğunu söyle-miştir.
________________________________________
1 Hakim; Beyhaki: şu’bul-iman

Kulun Dua Etmesi ve Allah’ın Bağışlaması

عن أنَسٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْه عَنْ رَسُول اللّهِ صَلّى اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قالَ اللّهُ تَعالى: يَاابْنَ آدَمَ إنَّكَ مَادَعَوْتَنِى وَرَجَوْتَنِى غَفَرْتُ لَكَ عَلَى مَاكَانَ مِنْكَ وَلاَاُبَالِى يَاابْنَ آدَمَ لَوْبَلَغَتْ ذُنُوبُكَ عَنَانَ السَّمَاءِ ثُمَّ اسْتَغْفَرْتَنِى غَفَرْتُ لَكَ وَلاَاُبَالِى يَاابْنَ آدَمَ لَوْ أنَّكَ أتَيْتَنِى بِقُرَابِ الأرْضِ خَطَاياَ ثُمَّ لَقِيتَنِى لاَتُشْرِكُ بِى شَيْئًا لأتَيْتُكَ بِقُرَابِهَا مَغْفِرَةً [رَوَاهُ التِّرْمِذِىُّ (بِسَنَدٍ صَحِيحٍ)]

31. Enes' ibni Malik (r.a)'den "Resulüllah (s.a.v) şöyle buyurdu:
Allah (c.c) buyurdu ki, Ey Âdemoğlu, sen Bana dua ettiğin ve Benden ümitvar olduğun sürece, sen ne niyetle yapmış olsan da aldırmaz ve günahlarını bağışlarım. Ey Âdemoğlu, senin günahların gökyüzüne kadar ulaşmış olsa da sen bağışlama dilesen, seni bağış-larım ve günahlarına aldırmam. Sen Bana yeryüzünü dolduracak kadar günahla gelsen ve Bana ortak koşma-mış halde huzu¬ruma çıksan, Ben seni aynı miktarda ba-ğışlama ile karşılarım.1
Tirmizi bu hadisin senedinin sahih olduğunu söylemiş-tir.
________________________________________
1 Tirmizî: Davat, Tevbe

Hadis’in Şerhi

Hadisin manası şudur: Allahü Teâlâ buyurur ki; "Ey Âdemoğlu günahlarına tevbe etmek, Allah'tan günahla-rını bağışlamasını dilemek ve Allah'ın kullarına vaat et-tiği üzere tevbe edenlerin günahlarını bağışlayacağı hususunda hüsn-ü zan'da bulunmak suretiyle dua etme-ye, günahların için bağışlama dilemeye ve duanın kabul edilmesi için ümitli olmaya devam edersen, Allah senin bütün günahlarını bağışlar. Günah işlediğin vakitteki duru¬mun ne olursa olsun – İster gaflet, ister unutma dolayısıyla işlemiş ol – Bana soru sorup, niye filancayı bağışladın, diyen hiç kimseye aldırış etmem.

Çünkü Ben yaptığımdan sorumlu tutulmam. Al¬lahü Teâlâ ayet-i kerimede şöyle buyuruyor: "O Allah yaptıklarından sorumlu tutulmaz, onlar ise sorumlu tutulurlar". Allah buyurur ki: Ben yüce kitabımda: "iyilikler kötülükleri gide¬rir" diye bildirdim. Sen günah işledin sonra Bana dönüp bağışlama dilemedin. Bana dönmek ve bağışlanma dilemek ise iyi¬liklerin başında gelir. Dolayısıyla bunlar kötülükleri giderir. (Nite¬kim Resulüllah (s.a.v) da: "Kötülük işlediğin zaman arka-sından onu silecek bir iyilik yap" buyuruyor.)

Ey Âdemoğlu, günahların büyüklük ve çokluk itibariyle yerle göğün arasını doldurarak göğün kenarlarına ulaşmış olsa da, ardından bağışlama dilesen ve yaptık-larına pişman olsan, günahlarına tevbe etsen, kimseye aldırış etmem, kimse de Bana engel olamaz, Ben senin günahlarını bağışlarım. Çünkü ben dile¬diğimi, yapanım. Ben kendi katımdan bir ihsan ve rahmet olarak bunu vaadettim ve Ben vaadime muhalefet etmem.

Ey Âdemoğlu sen Bana yer dolusu günah ve hata ile gelir, bu¬nunla birlikte tevhid yolundan ayrılmamış olur, bana herhangibir şeyi ortak koşmamış olursan, Ben de seni yerin dolusu kadarıyla veya senin hata ve günah-larını karşılayacak miktarda bağışlama ile karşılarım ki, Benim mağfiretim mizanda senin günahlarını kaplasın ve senin azab edilmeni gerektirecek bir günahın kalma-sın.

Bu hadiste büyük bir ümid, tevbe edenler için bir müjde ve in¬sanları tevbeye, güzel ümide ve tevhid inancına yapışmaya teşvik vardır. Mümin için efdal olan genel-likle havf (korku) tarafının reca (ümid) tarafına, ihti-yarlık ve hastalık halinde ise reca tarafının havf tarafına ağır basmasıdır.2
________________________________________
2 Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler, Madve Yayınları:

Allah’a itaatin fazileti

عَنْ أبى هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللّهُ عَنْه عَنْ رَسُول اللّهِ صَلّى اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قالَ رَبُّكُمْ: لَوْأنَّ عِبَادِى أطَاعُونىِ لأَسْقَيْتُهُمُ الْمَطَرَ بِالَّيْلِ وَلأطْلَعْتُ عَلَيْهِمُ الشَّمسَ بِالنَّهَارِ وَلَمَا أسْمَعْتُهُمْ صَوْتَ الرَّعْدِ [رَوَاهُ أحْمَدُ (بِسَنَدٍ صَحِيحٍ) وَالْحَاكِمُ ]

32. Ebu Hureyre (r.a) Resulüllah (s.a.v)'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Allah Azze ve Celle buyurdu ki: Eğer kullarım bana itaat ederse onları gece yağmurla sular, gündüz güneşle aydınlatırım. Yıldırım sesini de onlara duyurmam.1

Ahmed b. Hambel bu hadisin senedinin sahih olduğunu söylemiştir.
________________________________________
1 Ahmed b. Hambel, Hakim

Allah Kendisinden Sakınılmaya Layık Olandır

عَنْ أنَسٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْه عَنْ رَسُول اللّهِ صَلّى اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قالَ رَبُّكُمْ: أنَا أهْلٌ أنْ اُتَّقَى فَلاَتُجْعَلْ مَعِىَ إلهٌ فَمَنْ أتَّقَى أنْ يَجْعَلَ مَعِىَ إلهًا فَأنَا أهْلٌ أنْ أغْفِرَ لَهُ [رَوَاهُ أحْمَدُ وَالتِّرْمِذِىُّ وألنَّسّائِىُّ وَابْنِ مَاجَه وَالْحَاكِمُ ]

33. Enes İbni Malik (r.a)’den rivayet edildiğine göre Resulüllah (s.a.v): şöyle buyurdu:
“Rabbiniz Azze ve Celle buyurdu ki, Ben kendisinden sakınılmaya layık olanım. Benim yanımda başka birisi ilah edinilemez. Kim Benim yanıma baş¬kasını ilah edinmekten sakınırsa, Ben onu mağfiret ediciyim”.1
________________________________________
1 Ahmed b. Hambel; Tirmizi; Nesai: İbni Mace: Zühd; Hâkim

Hadis’in Şerhi

İbni Macenin rivayetine göre Resulüllah (s.a.v) önce: "O, kendisinden sakınılmaya layık olandır ve O, mağfi-ret sahibidir" mealindeki ayet-i kerimeyi okuyor. Yani Allahü Teâlâ, şiddetli azab sahibi, Cebbar ve Kahhâr-dır. Dilediğini yapmaya kadirdir. Bunun için, kendisin-den sakınılmaya, korkulmaya en layık olan O'dur.
Allah'ın azabından ve gazabından sakınmak ise, kendi-sini O'nun azabından ve gazabından koruyacak bir ko-ruyucu edinmek¬le olur. Bu koruyucu ise tevhid inancı, Allah'a ihlâsla ibadet et¬mek, yalnız O'na gönül bağla-maktır.

Buradaki hadisi şerifte bildi¬rildiği üzere Cenabı Hakk, "Ben kendisinden sakınılmaya layık olanım, Benim ya-nımda bir ilah edinilemez" diye buyuruyor. Al¬lah'ın azabından sakınılması, ancak, Cenabı Allah'ın birliğine inanılması ve bu inancın tasdiki ile olur. Allah kendi-sine ortak koşulmasını bağışlamaz, bunun dışındaki günahları dilediği anda bağışlayabilir.

Bunun için Yüce Allah: "Kim Benim yanımda başka-sını ilah edinmekten sakınırsa Ben onu mağfiret edici-yim" diye buyuruyor. Yani: Kim Benim yanımda başkasını ilah edinmemek suretiyle, kendini azabdan koruyacak bir koruyucu edinirse, Benim bağışla¬mamı hak etmiş olur. Ben onu bağışlayıcıyım. Çünkü Ben, iyilik ve kerem sahibiyim, kitabımda da: "İyiliğin karşı-lığı yalnız iyilik de¬ğil midir?" diye bildirdim.

Allah günah işleyenlerin günahlarını bağışlayıcıdır. Bağışlayıcılık Allah'ın sıfatlarındandır. Çünkü bağışla-ma iyilik ve rahmetin en üstünüdür. O’nun rahmeti ga-zabını geçmiştir.
O'ndan bizim de günahlarımızı bağışlamasını, ayıpla-rımızı Örtmesini, kötülüklerimizi kapatmasını diliyo-ruz. Aynı zamanda, Peygamberler, sıddıklar, şehidler, salihler ve Allah'ın kendilerine nimet verdikleri ile beraber olabilmemiz için bize, ömrümüzü iman ile tamamlamayı nasib etmesini diliyoruz. Âlemlerin Rabb'i olan Allah'a hamdolsun, efendimiz Muham-med'e ve Onun âline, Ashabına salât ve selam olsun.2
________________________________________
2 Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler

Duha (Kuşluk) Namazının Fazileti

عَنْ أبى الدََّرْدَاءِ رَضِيَ اللّهُ عَنْه عَنْ رَسُول اللّهِ صَلّى اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قالَ اللّهُ تَعالى :يَاابْنِ آدَمَ صَلِ لِي أرْبَعَ رَكَعَاتٍ مِن أوَّلِ النَّهَارِ أكْفِكَ آخِرَهُ [رَوَاهُ التِّرْمِذِىُّ (بِسَنَدٍ صَحيحٍ) ]

34. Ebu'd-Derda (r.a)'ın rivayetine göre Resulüllah (s.a.v), Allah Azze ve Celle'nin şöyle buyur¬duğunu bildirmiştir:
"Ey Âdemoğlu Benim için günün başlarında dört rek'at namaz kıl, gün sonuna kadar sana yeterim (yardımcı olurum).1

Tirmizi bu hadisin senedinin sahih olduğunu söylemiş-tir.
________________________________________
1 Tirmizi: Vitr; Ebu Davud: Tatavvu

Hadis’in Şerhi

Bu hadisten, kuşluk namazının müstehab olduğu anlaşılmaktadır. Bu namaz müekkede sünnettir. Şafii'ye göre en azı iki rek'attır, en güzel olanı da sekiz rek'at kılınmasıdır. Oniki rek'at olarak da kılınabilir, ancak efdali sekiz rek'at kılınmasıdır. Vakti ise güneşin bir boyunduruk miktarı yükselmesinden (güneş doğduktan kırkbeş dakida sonra) zeval vaktine (güneşin tam tepeye gelmesine) kadar sürer. En güzel olanı günün dörttebiri geçtikten sonra kılınmasıdır. Bununla günün her dörtte birinde namaz kılınmış olur.
Yüce Allah'ın "günün sonuna kadar" veya sonunda Sana yete¬rim" diye buyurmasının manası şudur: "Âfetlerden, manevî şerlerden Seni korurum". En doğrusunu Allah bilir.2
________________________________________
2 Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler

Kalbi Allah'a Kulluk Ve O'na Tevekkül İçin Arındırmak

عَنْ أبى هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللّهُ عَنْه عَنْ رَسُول اللّهِ صَلّى اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إنَّ اللّهَ تَعالى يَقُولُ:يَاابْنَ آدَمَ تَفَرَّغْ لِعِبَادَتِى أمْلأْ صَدْرَكَ غِنًى وَأسُدُّ فَقْرَك وَإنْ لَمْ تَفْعَلْ مَلأْتُ يَدَيْكَ شُغُلاً وَلَمْ أسُدُّ فَقْرَكَ [رَوَاهُ أحْمَدُ وَالتِّرمِذِيُّ وَابْنُ مَاجَه وَالْحَاكِمُ ]

35. Ebu Hureyre (r.a), Resulullah (s.a.v)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir.
"Allahü Teâlâ Buyurur ki; Ey Âdemoğlu! Bana kulluk için arın, gönlünü seni başka şeylere ihtiyaç duymaktan kurtaracak zengin¬likle doldur, o zaman senin fakirliğini gideririm, bunu yapmazsan ellerini her zaman meşgul eder, fakirliğini de gidermem.
________________________________________
1 Ahmed b. Hamnel; Tirmizi; İbni Mace; Hâkim

Hacc

عَنْ أبى سَعِيدٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْه عَنْ رَسُول اللّهِ صَلّى اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إنَّ اللّهُ تَعالى يَقُولُ: إنَّ عَبْدًا أصْحَحْتُ لَهُ جِسْمَهُ وَوَسَعْتُ عَلَيْهِ فِى مَعِيشَتِهِ تَمْضِى عَلَيْهِ خَمْسَةُ أعْوَامٍ لاَيَفِدُ إلَيَّ لَمَحْرُومٌ [رَوَاهُ أبُو يَعْلَى (فِى مُسْنَدِهِ) وَابْنِ مَاجَه (بِسَنَدٍ صَحِيحٍ) ]

36. Ebû Hüreyre (r.a.)’dan: Resulüllah (s.a.s.) şöyle buyrdu:
“Allah (c.c.) buyurdu ki; şüphesiz kulun cismine sihhat verdim rızkına bolluk verdim ömrünü beş yıl uzattım o beni ziyaret etmeyerek bundan mahrum oldu.
İbni Mace bu hadisin senedinin sahih olduğunu söylemiştir.
________________________________________
1 Ebu Yala; İbni Mace;

Hadisin şerhi
“Rızkına bolluk verdim” ifadesindeki mana: uzun bir müddet ihtiyaçlarını karşılayabilecek ve hacca gitmeğe gücü yetecek hale getirdim, demektir. “beni ziyaret etmeyerek bundan mahrum oldu” cümlesinin manası ise hacc ibadetini ifa etmek kastıyla kâbeyi zitaret etmedi. Dolayısıyla bu ibadetten hâsıl olacak sevaptan da mahrumoldu. Burada başka maksatlarla hacca gitti anlamı yok. Buradakı mana hacc vazifesini yerine getirmemektir.2

________________________________________
2 mütercim

Allah’ı Zikretmenin fazileti
عَنْ أبى هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللّهُ عَنْه عَنْ رَسُول اللّهِ صَلّى اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إنَّ اللّهُ تَعالى يَقُولُ: أنَا مَعَ عَبْدِى مَاذَكَرَنِى وَتَحَرَّكَتْ بِى شَفَتَاهُ [ رَوَاهُ أحْمَدُ وَابْنُ مَاجَه وَالْحَاكِمُ (بِسَدٍ صَحِيحٍ) ]

37. Ebû Hüreyre (r.a.)’den: Resulullah (s.a.s.) şüyle buyrdu:
“Allah (c.c.) buyurdu ki; “Ben, kulum beni zikrettiği müddetçe onunla beraber olurum ve dudakları benimle haraket eder.”1
Hâkim bu hadisin senedinin sahih olduğunu söylemiş-tir.
________________________________________
1 Ahmed b. Hambel; İbni Mace; Hâkim;

Allah’ın (c.c.) Cennet Ehline Olan Rızası (Rıdvân’ı)

عَنْ أبى سَعِيدٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْه عَنْ رَسُول اللّهِ صَلّى اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إنَّ اللّهُ تَعالى يَقُولُ: لأهْلِ الْجَنَّةِ يَاأهْلَ الْجَنَّةِ فَيَقُولُونَ لَبَّيْكَ رَبَّنَا وَسَعْدَيْكَ فَيَقُولُ هَلْ رَضَيْتُمْ فَيَقُولُونَ وَمَالَنَا لاَنَرْضَى وَقَدْ أعْطَيْتَنَا مَالَمْ يُعْطِ أحَدًامِنْ خَلْقِكَ فَيَقُولُ ألاَاُعْطِيكُمْ أفْضَلَ مِنْ ذَلِكَ فَيَقُولُونَ يَارَبِّ وَأيُّ شَيْئٍ أفْضَلُ مِنْ ذَلِكَ فَيَقُولُ اُحِلَّ عَلَيْكُمْ رِضْوَانِى فَلاَأسْخَطُ عَلَيْكُمْ بَعْدَهُ أبَدًا [ رَوَهُ أحْمَدُ وَالْبُخَارِىُّ وَالْمُسْلِمُ وَالتِّرْمِذِىُّ ]

38. Ebu Said El-Hudri (r.a.)’den gelen rivayette Resulüllah (s.a.s.) şöyle buyurdular:
“Allahu Teâlâ cennet eh¬line: “Ey Cennet ehli!” diye buyurur. Onlar da: “Buyur ey Rabbimiz, emret emrine âmâdeyiz. Ey Rabbimiz?” derler. Allahu Azze ve Celle:
“Razı oldunuz mu?” diye buyurur. On¬lar da: “Niçin razı olmayalım ki, yaratıklarından kimseye vermediğin şeyleri bize verdin” derler. Allah (c.c.): “Ben size bun-dan daha üstün olanını vereceğim” diye buyurur. Onlar da: “Ey Rabbimiz! Bundan daha üstünü ne olabilir ki?” diye sorarlar. Allahu Teâlâ da: “Size rıdvânımı (rızâmı) bahşedi¬yorum. Bundan böyle artık ebediyen size kız-mam” diye bu¬yurur.”1
________________________________________
1 Buhârî; Müslim, Tirmizi, Ahmet b. Hambel

Şirkten Sakındırma

عَنْ أنَسٍ رَضِيَ اللّهُ عَنْه عَنْ رَسُول اللّهِ صَلّى اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إنَّ اللّهُ تَعالى يَقُولُ: لأهْوَنِ أهلِ الِنَّارِ عَذَابًا لَوْأنَّكَ مَافىِ الأرْضِ مِنْ شَيْئٍ كُنْتَ تَفْتَدِى بِهِ قَالَ نَعَمْ قَالَ فَقَدْ سَئَلْتُكَ مَاهُوَأهْوَنُ مِنْ هَذَا وَأنْتَ فىِ صُلْبِ آدَمَ أنْ لايُشْرِكْ بىِ فَأبَيْتَ إلاَّالشِّرْكَ [ رَوَاهُ البُخَارِىُّ وَالمُسْلِمُ ]

39. Enes bin Malik’ten (r.a.) rivayetle, Nebî (s.a.s.) şöyle bu¬yurdu:
Yüce Allah cehennemliklerin en az azap görenine:
Şa¬yet yeryüzünde olan her şey senin olmuş ol¬saydı, onları bu azap¬tan kurtulmak için feda eder miydin? diye sorar. O da:
Evet der. Bu cevap üzerine Allahu Teâlâ:
Âdemin sul¬bünden birisi ola¬rak sen¬den bu dediğinden daha azını iste¬dim ki, o da bana hiçbir şeyi ortak koş-maman idi; ama sen bun¬dan yüz çevirip ortak koştun.” diye buyurur.1

________________________________________
1 Buhârî; Müslim

Allah İçin Birbirlerini Sevenler

عَنْ أبى هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللّهُ عَنْه عَنْ رَسُول اللّهِ صَلّى اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إنَّ اللّهُ تَعالى يَقُولُ: يَوْمَ القِيمَةِ أيْنَ الْمتَحَابُّونَ لِجَلاَلىِ اليَوْمَ اُظِلُّهُمْ فىِ ظِلِّى يَوْمَ لاَظِلَّ إلاَّ ظِلِّى [ رَوَاهُ أحْمَدُ وَالْمُسْمُِ ]

40. Ebu Hureyre (r.a)'den Resulüllah (s.a.v)'ın şöyle bu-yurduğunu rivayet etmiştir:
"Yüce Allah kıyamet gününde: Benim rızam için birbir-lerini sevenler nerededirler? Bugün onları, Benim göl-gemden başka gölgenin bulunmadığı günde, kendi göl-gemde gölgelendireceğim, diye buyur. 1
________________________________________
1 Ahmrd b. Hambel; Müslim

Hadis’in şerhi

"Benim celalim (rızam) için birbirlerini sevenler" yani dünyalık için değil, Benim yüceliğime hürmet ve Bana itaat için birbirlerini sevenler.

"Hiçbir gölgenin olmadığı günde Benim gölgemde gölgelendiririm" ibaresinin açıklamasında el-Kadî (R. Aleyh) şöyle diyor: İbarenin zahirî anlamından anlaşıl-dığına göre, o kişi, günün sıcağından, güneşinden, kar-gaşasından ve insanların ne¬feslerinin oluşturduğu hava-dan korunmak üzere gölgeye alınacaktır. Çoğunluğun görüşü de budur.

İsa İbni Dinar da diyor ki: Bunun anlamı, Yüce Allah'ın o kim¬seyi hoşlanmayacağı durumlardan koruması, ona ihsanda bulun¬ması, kendi örtü ve korumasına almasıdır. "Sultan yeryüzünde Al¬lah'ın gölgesidir" sözü ile kast-edilen anlam da budur.

Ayrıca burada gölgeden kastedilenin, rahatlık ve nimet olabi¬leceği de söylenmiştir. Araplar arasında "filanca gölgede bir hayat sürüyor" denildiğinde, onun rahat bir hayat sürdüğü kastedilir.

Âlimler diyorlar ki, Allahü Teâlâ’nın kulunu sevmesi, ona rah¬metini ulaştırması, ondan razı olması, onun için hayır dilemesi ve seven birinin yaptığı iyiliği ona ulaş-tırmasıdır.

Kullar hakkında sevginin aslı, kalbin sevilen şeye meyletmesidir. Allahü Teâlâ ise bundan münezzehtir.

Bu hadis Alah için sevmenin üstünlüğünü ve bu sevgi-nin Al¬lah’ın da kulu sevmesi neticesine götürdüğünü bildiriyor. Hadis aynı zamanda, salih kimseleri ve arkadaşları ziyaret etmenin fazi¬letli, çok sevab bir iş ol-duğunu ortaya koyuyor.

Hadisten anlaşıldığına göre insanların, melekleri gör-meleri mümkündür. Yani melekleri insan suretinde görebilirler.2

Allah’ın yardımıyla bunu tamamladım. Bu çalışmayı tamamlamayı bana nasip eden Allah’a sonsuz hamd ve senalar olsun. Rabbim, tüm okurlara da bu kitaptan istifade etmeyi nasip etsin. Âmin!________________________________________
2 Buhari, Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesâî, Muvatta’dan Kudsi Hadisler

SON

1 yorum on "40 kudsi hadis"

Ziyaretçi 1 (doğrulanmamış) said on Sal, 03/11/2014 - 01:21:

Allah (c.c) razı olsun. İnşaallah cümlemiz elimizden gelenin azamisini yapmaya çalışıp Allah'ın rızasına uygun yaşarız ve ahirette de O'nun rızasına mazhar oluruz. Âmin

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

--

Sitemizdeki arabi ilimler köşesini zenginleştirmek için Üye olup müzakerelere katılmayı ihmal etmeyiniz

--

Son yorumlar

Anket

Arabi ilimler okumusmuydunuz:

Vankulu Lugatı